Ürgüp’te Paella

Bayram’da 3 gün Ürgüp’teydim.

Ürgüp denince akla; Şömine Restaurant’ta “Testi Kebap”, üzüm, giderek kalitesi artan şarap (Turasan Seneler Shiraz süper kıvam tutmuş), “Kavruk” ’tan alınmış kabak çekirdeği gelir.

Bu defa canımız, içinde karides, kalamar ve midyesi olan, baldo pirinci ve safranı ile İspanyolların en güzel yemeklerinden Paella yemek istedi. İç Anadolu’da Temmuz sonunda Paella, hayal gibi değil mi?

Hayalimizi gerçeğe döktük.

45 dakikalık araba yolculuğu ile Kayseri’ye ulaştık. Metro Marketten, dondurulmuş kutu içerisinde midyemizi, dondurulmuş karides ve kalamarımızı aldık. Safran bulamayız sanıyorduk, onu da Metro Markette bulduk.

Şömine Restaurant’ın, lezzetli Testi Kebaplarını pişirmeye alışık ahçılarının şaşkın bakışları altında eşim mutfakta çalışmaya başladı.

Paella2

Yaklaşık bir saatlik çalışmanın sonucunda, muhteşem bir görüntü ve lezzet karşımızda idi.

Paella

Kim inanır Ürgüp’te Paella da yenebileceğine. Biz yedik, belki de bugüne kadar ki en lezzetlisini.

Şirketinize Terzi Dikim Dijital Elbise

Acaba sadece B2C yapan şirketler mi bir an önce dijitalleşmeli?

Kurumdan nihai tüketiciye (B2C) doğrudan mal ve hizmet sağlayacak şirketlerin, web, çağrı merkezi ve sms kullanmadan, ellerindeki müşteri bilgilerini kendi ihtiyaçlarına göre sınıflandırmadan iş yapabilmeleri neredeyse imkansız veya ticari açıdan düşük kar marjlı gerçekleşebilir.

Peki diğer şirketler? Yani kurumlara (B2B) mal ve hizmet sağlayan şirketler?

Son dönemde neredeyse bütün sektörlerden bilgi işlem çalışanlarına anormal bir talep var. Herkes bilgi işlem alt yapısını kuracak, outsource bir geliştirim yapıldı ise ilgili firma ile ilişkileri, “bilgi işlem lisanı” ile yönetebilecek, kuruma doğru bilgi işlem çözümleri önerebilecek ekip arkadaşları, uzmanlar arıyor.

Sorun nerede?

Bilgi işlem aktiviteleri, her gün yeni ihtiyaçlara çözüm üretmesi gereken gerektiren dinamik bir süreç. Bugün geliştirdiklerinizin yarın güncel kalması mümkün değil. Bu geliştirmeleri outsource etti iseniz, yazılımın (software) güncelleme ve bakımının da dışarıdan desteklenmesi durumunda, aşağı yukarı tüm şirketlerde benzer sorunlar yaşanıyor. Outsource firma taleplere yetişemiyor, yetiştiklerinde ise maliyetler anormal şişiyor. Eskiyen yazılımları yeni bir ekip ile güncelleme veya yeniden yazılım ise bir çok belirsizlik barındırıyor.

Kurumlar ve yöneticiler için tam bir “çıkmaz”.

Birkaç defa bu ve benzeri şirket yönetmiş birisi olarak çareyi buldum. Sizlerle de paylaşıyorum.

Ana software inize (yazılım) yakın zamanda dokunamıyorsanız, dış operasyonlarınızın bir kısmını “web’e taşıyın”.

Nasıl mı?

Basitçe anlatmaya çalışayım: Bir ana yazılım var. Bu yazılım üzerindeki hangi hizmetleri dışarıya yönlendirecekseniz, o hizmetler için “web servisler” yazdırın. Web servis ler aracılığı ile hizmetleri web inize taşıyın.

Hangi hizmetleri taşıyacağınızın cevabını çalışanlarınız, varsa çağrı merkezi’niz, yoksa santral çalışanlarınız verecektir.

–          Müşteriler şirketinizi en çok ne amaçla arıyorlarsa sıralayın. En fazla olandan geriye doğru beklenen hizmetleri web’e taşıyın.

Bakın o zaman şirketiniz ve çalışanlarınızın iş yükü nasıl hafifleyecek. Ve siz ana yazılımınızı güncellemek için nasıl zaman yaratacaksınız.

Diyeceksiniz ki web servileri yazdım, web den servis veriyorum. Müşteriler kullanıma alıştı ve web üzerinden aldıkları hizmetten mutlular. Ana yazılımı değiştirirsem web servisler ne olacak? Yeniden mi yazacağım. İşte bu sorunla karşılaşmamak için web servislerinizin ilk hazırlanışında, ana yazılımın değişmesi durumunda uyumu maksimum sevide koruyacak düzenlemeler yapın, web servislerin ucundaki ana yazılım ne olursa olsun ufak düzenlemelerle uyumu yakalayabilecek şekilde oluşturun.

Sonuçlardan çok mutlu olacağınıza eminim. Yapamıyorsanız bir Danışman bulun. Danışacak kişi bulamıyorsanız, benim tanıdığım bu işi yapabilecek bir kaç danışman var.

2013 Dünya Kaza İstatistikleri Raporu

World Health Organization (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından hazırlanan 2013 Global Yol Güvenliği İstatistiklerine ilişkin raporun özeti elime geçti.

(Detaylar için web adresi: World Health Organization )

 Raporda çarpıcı tespitler var:

  • Her yıl 1.24 milyon kişi trafik kazalarında ölüyor.
  • Ölümler arasında ilk sırada 15-29 yaş grubundaki gençler yer alıyorlar.
  • Ölenlerin ¾ ü erkek.
  • Orta Gelirli ülkelerin araç sahiplik oranı Dünya genelinde %52 olmasına karşılık, ölümlerin %80’i bu ülkelerde gerçekleşiyor.
  • Trafik kazalarında ölüm oranı yüksek gelirli ülkelerde %8.7, iken orta gelirli ülkelerde bu oran %20.1 ve düşük gelirli ülkelerde %18.3.

Trafikte ölüm şansı hangi coğrafya da yaşanıldığı ile de ilgili:

  • Avrupa da: %10.3,
  • America Kıtasında: %16.1,
  • Afrika: %24.1,
  • Doğu Akdeniz: %21.3
  • Güney Doğu Asya: 18.5
  • Batı Pasifik (Avustralya, Yeni Zellanda): %18.5

Trafikte ölümlerin %50 si yayalar, bisiklet sürücüleri ve motosiklet sürücüleri arasında gerçekleşiyor. (%23 Motosiklet, %22 yayalar ve %5 bisiklet sürücüleri)

  • Sert Alkol kontrolü uygulamaları, ölümlü kazaları %20 oranında azaltıyor.
  • Ortalama hızda %5’lik azalma can kayıplarını %30 oranında azaltıyor.
  • Motosiklet kazasına bağlı ölümlerin büyük çoğunluğu kafa yaralanmalarından kaynaklanıyor. Kask takma %40 oranında ölümleri ve %70 oranında ciddi yaralanmaları önlüyor.

  • Ön koltuklarda emniyet kemerinin bağlı olması %50 ve arka koltuklarda bağlı olması %75 e kadar ölümcül yaralanmaları engelliyor.

  • Bebek ve çocuk koltuğu bulunması bebeklerde %70, ve çocuklarda %54-%80 arasında ölümcül yaralanmaları düşürüyor.

Hepinize kazasız güzel günler diliyorum.

Japonca Power

1998-2003 yılları arasında Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım dönemde Sigorta Sektörü, iyi eğitim görmüş, azimli, donanımlı gençler için çok ta cazip bir sektör değildi. Bu nedenle daha önce görev yaptığım bankacılık sektörüne nazaran daha az kalifiye personel ile karşılaşıyorduk.

Genellikle sigorta sektörü içerisinde görev alanların yakın çevreleri, sektörü veya sigortacılığı “Ata’dan bilenler” sektörde çalışmayı tercih ediyorlardı.

1990-1991 yılında Ziraat Bankası Bankacılık ve Sigortacılık Okulu açıldığında, üniversite sonrası bir yıllık sigortacılık eğitimi verilen başka bir eğitim kurumu da, ya yoktu ya da parmakla sayılabilirdi. Ziraat Bankası sigortacılık bölümü sadece iki dönem mezun verdi, eğitim alanların çoğunluğu sigorta sektörüne geçti. Marmara Üniversitesi Sigortacılık Bölümü de onlardan bir başkası idi.

İşte bu dönemde İnşaat Mühendisliği okumuş, iyi derecede İngilizce bilen ve sigortacılığı bilerek isteyerek seçmiş ve de işini çoşku ile yapan Namık aramıza katıldı. (2003 den bu yana Londra da büyük bir uluslararası broker’da görev yapıyor, bir de kitap yayınladı.)

Şirket içi yönetsel kararlardaki etki ve hızlı iş yapış tarzımdan etkilenmiş olsa gerek ki bir gün elinde Japonca’da Power (güç) anlamına gelen sembolü çerçeveletmiş ve bana hediye etmişti. Sonra uzun yıllar o çerçeveyi odamda sakladım. İki nedeni olabilir;

1- Sevdiğim ve sigortacılık kariyerinde başarılı olacağını bildiğim Namık tarafından hediye edilmiş olması.

2- Güçlü olmanın veya öyle görünmenin, egomu besliyor olması.

power

2007 yılında bir arkadaşım Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde Ruhsel isminde çok iyi bir dövmeci olduğunu ve tanıdığı pek çok kişiye, çok hoş dövmeler yaptığını söyleyince, bende merak ettim ve Ruhsel’in iş yerine gittik. Arkadaşım uzun uzun resimleri/sembolleri inceleyip, detaylı sorular sorarken ben, iş yerinin temizlik ve dezenfekte konusundaki hassasiyetine emin olur olmaz sağ koluma dövme yaptırmak istediğimi söyledim.

Hangi şekli seçtiğimi sorduğunda, 2002 yılından beri odamda tuttuğum Japonca Power sembolünden 5 yıldır sıkılmadığımı ve bundan sonra da vücudumda taşımaktan sıkılmayacağım düşüncesi ile Power sembolünü koluma yaptırdım.

Bu ilk dövmemdi…