Bir Ürün Olarak Software (SaaP)‘den, Bir Hizmet Olarak Software (SaaS)’e Geçiş

19 Ağustos 2014 tarihli yazıda değindiğim en son sigorta trendleri içerisindeki “SaaS” modeli çok ilgimi çekti. Biraz daha detaylandırmak üzere araştırma yaptım.

Bir Servis olarak Software (SaaS): Uygulamaları servis sağlayıcıda tutulan (hosting) ve kullanıcılara internet gibi bir network üzerinde çalışma imkanı sunan bir yazılım  dağıtım modeli.

Aynı hedefe dönük, aynı sektörde çalışan bir network’e ortak kullanım için bir software sunuluyor. Software bir servis sağlayıcı’da tutuluyor ve kullanıcılar örneğin; acenteler bu software’e web üzerinden ulaşarak işlemlerini yapabiliyorlar.

Servisi sunan bu software i uzaktan yönetiyor, bakımını, (örneğin sigorta şirketlerine ulaşımını) yapıyor ve sürekli güncelliyor. Kullanıcılar ise servisi sunan firmaya kullanım ücreti ödüyorlar.

SaaS modelinin faydaları:

  • Çok maliyetli bir program, kiralama sözleşmesi ile küçük ve orta boy işletmeler için ulaşılabilir seviyede ekonomik sunulabiliyor.
  • Daha kolay yönetimi sağlanıyor.
  • Otomatik güncellemeler ve yeni eklenen uygulamalar programı sürekli güncel kılıyor.
  • Tüm kullanıcıların aynı software versiyonunu kullanabilmeleri sağlanabiliyor.
  • Kullanıcılar arasında daha kolay işbirliği sağlanabiliyor.
  • Global olarak erişebilirlik sağlanabiliyor.

Bugüne kadar bildiğimiz geleneksel yazılım (software) uygulamaları, teknik adı ile Ürün Olarak Software (SaaP = Software as a Product) ise: Bir software in alınıp, bir veya birkaç PC ye yüklenmesi şeklinde çalışyordu. SaaS modeli farklı bir imkan sunuyor. Geleneksel software uygulamalarına “Bir Ürün Olarak Software” (SaaP = Software as a product) ismi veriliyor.

  • SaaS çözümleri maliyet kontrolü sağladığından özellikle küçük ve orta büyüklükteki kurumlara öneriliyor. Büyük bir yatırımın sağladığı Bilgi İşlem olanaklarına ulaşımı ve yetkinlikleri kullanmayı sağlayabiliyor.
  • Satın alanlar arzu ederlerse satın aldıkları SaaS sisteminin ön yüzünü, görünümünü kişiselleştirebiliyorlar.
  • SaaS sisteminde müşteri datası kimin? sorusu en sık sorulardan bir tanesi. Bu konuda Servis sağlayıcı ile bir SLA (Service Level Agreement= Hizmet Seviye Anlaşması) yapılmalı. Bu anlaşma ile Hizmet Kalitesi garanti altına alınırken, güvenlik tedbirleri ve bakım konuları da garanti altına alınmalıdır. SaaS den hizmet alacak şirketler müşteri sahipliğinin kendilerinde olduğunu bilmeliler. Müşteriler diledikleri zaman datalarını kendi istedikleri bir alana taşıma konusunda özgür olmalılar.
  • Bilgilerin güvenliği SaaS servisi kullananlar açısından kritik konulardan bir tanesi. Ancak günümüzde en önemli gizli tutulması gereken banka hesapları dahi Bulut (Cloud) teknolojide saklanabiliyorken, gizlilikte teknoloji kullanımından endişe etmeye gerek yok.
  • SaaS servisi sağlayan firma işleri durdurmaya karar verirse ne olacak? Dataların dilendiği anda veya servis sağlayan firmanın işlerini durdurması anında, müşterilere ait dataların müşterinin göstereceğe bir başka alana transferi mutlaka yapılacak SLA da garanti altına alınmalıdır.

Peki bütün bu anlattıklarımın Sigorta Sektörü’nde ne şekilde kullanılabilir? Bunu da ayrıca bir yazı ile açıklayacağım.

En Son Sigorta Trendleri ve James Schiro

Trendler sadece moda dünyası ile sınırlı kalmıyorlar. Hayatımızın her alanında geleceğe ışık tutuyorlar. Bu nedenle özellikle iş hayatında başarı arayanların sektörü, iş dünyasını şekillendirecek yeni trendleri takip etmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

2013 yılı içerisinde yoğun iş temposuna bir süre ara verdiğimde gerek internet, gerekse yazılı basında trendleri konu edinen pek çok kaynak olduğunu gördüğümde mutlu olmuştum. Trendleri takip edebilmek günümüz dünyasında geride kalmamak açısından bence önemli.

Sigortacılığa yön veren trendler nelerdir? diye bir araştırma yaptım. Capgemini firmasının bir çalışmasına ulaştım. Çalışmaya göre ana başlıklar halinde sigortacılıkta trendler şunlar:

  • Sigorta ürünleri satın alınmasında interneti kullanan müşterilerin artışı,
  • Bir dağıtım kanalı olarak Sosyal Medya’nın kullanımının artması,
  • Software as a service (SaaS) çözümlerinin çoklu sigorta dağıtım kanallarının kullanımını mümkün kılması,
  • Uw süreçlerinin otomatize edilmesi ve direct satışta teknoloji çözümlerinin kullanılmasında artış.

Tam bu yazıyı hazırlarken Linkedin’den bir davet aldım. “Sompo Japan” beni Linkedin’de bağlantı kurmaya davet ediyor. İlke olarak içinde özel isim geçmeyen Linkedin davetlerini kabul etmediğim halde, sigortacılık trendlerini yakalamış bir şirketin davetine hayır diyemezdim. Bakalım önümüzdeki günlerde, bu bağlantı üzerinden ne tür paylaşımlara ulaşacağım

.…

James Schiro

31.03.2008 tarihinde üst yönetiminde görev aldığım TEB Sigorta A.Ş. Zurich Financial Services tarafından satın alındı. Küçük ama innovatif şirketimiz, oluşturduğu web sitesi aracılığı ile “on-line teklif ve poliçe satışı yapabilir ve müşterilerin kendi işlemlerini gerçekleştirebilir” bir alt yapıya sahipti.

Satın almadan kısa bir süre sonra 60.000 kişilik Zurich Ailesi’nin bir numarası ABD’li James Schiro’nun Türkiye’ye ziyaret yapacağını duyunca heyecanlanmıştık.

Kısa ziyaret sırasında özellikle web sitemizden, online çalışıyor olmasından, müşterilerimizi poliçe numarası değil, tekil TC Kimlik no veya Vergi no’su ile takip edebiliyor olmamızdan, ekibimizin %57’sinin kadın olmasından (bazılarının güzelliğinden), dinamiklikten çok etkilenmişti.

Ziyareti takiben, Dünya’nın pek çok ülkesinden ziyaretimize gelen Zurich ekipleri web sitemizin alt yapısını incelemiş ve kendi ülkelerinde uygulanabilirliğini, bizlerden öğrenmeye çalışmışlardı. Ve hatta 2009 yılında Dünya genelinde yaratıcı projelerin yer aldığı “Zurich Starz” ödülünü daha bir yıllık Zurich Sigorta A.Ş. ekibi kazanmıştı.

Dünyanın sigortacılık devlerinden Zurich Financial Services (ZFS)’nin Türkiye de Zurich Sigorta A.Ş. adıyla yer almasında, küçük ancak innovatif şirketimizin sesini tüm Zurich Ailesine duyurmasında, o zamanki en üst karar verici James Schiro’nun büyük etkisi oldu.

Geçtiğimiz günlerde vefat ettiğini üzüntüyle öğrendik.

“Kurum kültürünü aslında kurumun değil, liderinin oluşturduğunun” en güzel örneklerinden birisiydi.

Toprağı bol olsun.

 

Tüketimi Azalt Daha Mutlu Ol

CNN Türk te Cüneyt Özdemir’in bir haberi üzerine, Amazon.com.uk den Fransız ekonomist Thomas Piketty’nin “Capital in the Twenty-First Century” isimli kitabını getirttim ve okumaya başladım.

Kalın ve biraz fazla bilimsel dil ile yazılmış olmak ile birlikte; kitap, refah ve gelir eşitsizliği üzerine yazılmış. 18. Yüzyıl dan bu yana Avrupa ve ABD’deki refahın-zenginliğin dağılımı ve gelir eşitsizliğine dair gelişmeleri istatistikler üzerinden anlatıyor. Sermaye kazancının ülkelerin büyümelerinden daha hızlı olduğunu, zenginliğin (refahın) giderek daha fazla arttığını, gelir grubunda ilk %1 de yer alanların diğerlerine nazaran gelirlerini yıllar içerisinde daha fazla artırdıklarından, bahsediyor.

Öneri olarak ta Zenginlere uygulanan vergilerin daha da artırılması gerektiğini aksi durumda gelirin adaletsiz dağılımının sosyal ve ekonomik istikrarsızlıklara yol açacağını, çıkarımı yapılıyor.

Yazar, bir dönem Fransız Hükümetine de ekonomi danışmanlığı yapmış ve Fransa’da onun önerisi ile vergilerin artırılmasına kızan bir grup zenginin başka ülke vatandaşlıklarına geçtiğini, basından takip etmiştik.

Kitabın içeriğinden neden bahsediyorum?

İnsanlar sürekli çalışıyor, kazanıyor, kazandıkça tüketiyor ve daha da fazla çalışma ihtiyacı duyuyorlar. Bu denli daha fazla tüketebilmek için daha fazla üretme ve bunun içinde daha fazla çalışmanın insanları çokta mutlu kıldığı söylenemez. Bu bir kısır döngü.

Geçtiğimiz günlerde, düşündüklerini doğru adlandırma yeteneğine hayran olduğum eşim; önce tüketimi azaltmak, tüketim alışkanlıklarını yavaşlatıcı tedbirler almak lazım ki insanlar azalan tüketim paralelinde daha fazla üretme ihtiyacı duymasın, daha fazla çalışmak ve sonucunda da mutsuz olmasın, şeklinde bir yorum yaptı.

Düşündüm. Neden olmasın?

SBF yıllarımda, insanın maddi değerlere ulaşmaları çabalarında Devletin veya başka kurumlar tarafından engellenmemesi, sınırlandırılmaması gerektiğini, tüketme ihtiyacı olanın,  daha iyi evde yaşamak isteyip, daha iyi arabaya binmek isteyenin, daha fazla seyahat etmek isteyenin vb. gibi önüne geçilmemesi gerektiğini, Devlet yapısının sadece bu liberal sistemi düzenleyici ve denetleyici olması gerektiğini düşünüyordum. İsteyen insanların bu isteklerini gerçekleştirmek için daha fazla çalışarak bu hedeflerine ulaşabilmesi gerektiğini düşünüyordum. Kısaca kapitalist sistemin insan doğasına en uygun sistem olduğunu düşünüyordum.

2008 de yaşanan küresel ekonomik kriz, kapitalizmin gerçekten insanlığın ihtiyaçlarına cevap veren ve vermeye devam edecek bir sistem olmadığını, sürdürülebilir olmadığını bana ve bizlere gösterdi.

Thomas Piketty’nin kitabı da işi rakamlara dökünce, durumun sermayedar ve sermayedar olmayanlar arasında benim sandığım sevide eşit, demokratik şekilde seyretmediğini, çok çalışanın, daha fazla kazanacağı kurgusunun bir gerçeklik olmadığını; az sayıda zenginin zenginliğini yıllar içinde hızla artırırken, toplumun genelinin refah seviyesini aynı seviyede artıramadığını gösterdi.

47 yıllık tecrübemde bazı pozitif değişiklikler de oldu. Örnek; Bazı tüketim mallarına (örnek giyim) ulaşma konusunda demokratikleşme olduğunu gözlemleme fırsatım oldu. Çok  ucuza, pahalısıyla görsel anlamda yarışabilecek kıyafetler satın alınabilir oldu. Üstelik yeni trend de: Ucuz al, bir süre giy, yenisini gene ucuza al’a döndü. Böyle devam ederse giyim de pahalı olan hayatta kalamayacak.

Bir kez daha düşünmek lazım; insanların bu Dünya’da daha çok tüketmek için daha fazla çalışmaları yerine, önce tüketim alışkanlıkları küçültülerek, üretim için harcanan bunca çabayı ve mutsuzluğu azaltmak bir yöntem olabilir mi?

5 Yılda Ne Oldu Bu Ferdi Kaza Üretimine?

Ne zamandır sigorta ile ilgili istatistiklere dayalı yazı yazmıyordum.

Tsb.org istatistikler bölümünden, son 5 yılda sektörde Ferdi Kaza üretimi ne oldu?, karşılaştırayım istedim. Neden mi? Bence sektörümüzü karlılığa taşıyan en önemli ürünlerden/branşlardan bir tanesi Ferdi Kaza.

Yayınlanan istatistikler genelde birer yıllık karşılaştırmaya dönük. Ancak 2009 ilk 6 ay ile 2014 ilk 6 ay verilerini yan yana koyduğumuzda önemli gelişmelerin olduğu, sıralamanın, pazar paylarının değiştiği, daha bariz ortaya çıkıyor. (5 yılda büyümesi %100 üzerinde artanları kırmızı ile renklendirdim.)

Örnekler;

  • Eski Euro Sigorta yeni unvanı ile Ege Sigorta Ferdi Kaza branşında (sanıyorum) Otobüs Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza poliçelerinin ağırlığı ile %8.32 pazar payı ile ve %3.643’lük büyüme ile ilk sıraya yerleşmiş. Oysa 5 sene önce pazar payı sadece %0.42 imiş. Karlılık oranında Ferdi Kaza ürünleri içerisinde en yüksek riskli ürün Otobüs Zorunlu Koltuk sigortasıdır.
  • Ziraat Sigorta Banka sigortacılığını en etkin kullanan şirketlerden birisi olarak, eminim ki yüksek karlılık yaratan ferdi kaza üretimi ile sıralamada ikinci sıraya yerleşmiş.
  • Metlife Emeklilik ve Hayat (sanıyorum) Deniz Emeklilik ve Hayat Şirketini satın almasının pozitif etkileri ile üçüncülüğe yerleşmiş.
  • Zurich Sigorta banka dağıtım kanalları ile sadece “stand alone” sattığı ferdi kazalar ile değil, geçmişte yaptığı anlaşma ile aynı zamanda aynı banka dağıtım kanalını kullanan  ve üretimi hızla büyüyen Cardif’in sattığı hayat ürünleri içerisindeki ferdi kaza teminatlarını da portföyüne eklemeyi başararak, %264’lük bir büyüme yakalamış.
  • Bunun yanı sıra bazı şirketlerin üretim rakamlarında, birlikte çalıştıkları bankaların Hayat Dışı-Hayat şirketi dengelerindeki portföy kaydırmaları/tercihleri ile geçmişteki pazar paylarında azalmalar yer almış.

Bu branşta özellikle Banka Dağıtım kanalı olan şirketlerin ferdi kaza üretimlerinin karlılıklarına önemli etkisi olduğu açık. 5 sene önceki ilk 10 şirketin sıralamasının söz konusu süre içerisinde önemli oranda değişmiş olması da çarpıcı bir gelişme diye düşünüyorum.

FK3