Sigortacılar Büyük Yangın Hasarlarına Hazır mı?

1998, 2001, 2004, 2008 ekonomik krizlerini, ağırlıklı olarak Sigorta sektörü üst yönetiminde görev yaparken tecrübe ettim.

Sanki ufukta, yeni bir ekonomik sıkışma dönemi var.

Özellikle ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımlarından dolayı paranın ABD’ye geri dönmesi ve piyasaya eskisinden daha az likit verilmesi nedenleriyle kaynak bulmak zorlaştı veya maliyeti çok arttı.

Öte yandan, Türk özel sektörünün sürekli yeni kaynak bulmaya dayalı büyük bir dış borç yükü var.

Dolar ve Euro’nun değeri TL karşısında hızla artıyor, faizler yükseliyor, bankalar kredi faizlerini artıyor ve kredi kullandırmaktan imtina ediyorlar.

Konkordato, iflas, yapılandırma, kredi yüzdürme haberleri peş peşe geliyor.

Peki işinin odağında risk olan sigorta şirketlerini böylesi dönemlerde ne tür istisnai riskler bekliyor?

Böylesi dönemlerde Sigortacıları bekleyen  en büyük risk:

“Fabrika, tesis, stok ve iş yerlerinde meydana gelen yangın hasarlarındaki artışlar” olacaktır.

Nakde sıkışan, aktiflerini satsa dahi sigortaladığı güncel değerleri tutarında gelir edemeyeceğini düşünen, alacaklarında, borçlarında sorun yaşayan firmaların tesislerinde, depolarında stoklarında meydana gelecek yangın sayılarında ciddi artışlar olmaya başlayacaktır.

Basından takip ettiğim kadarı ile olmaya başladı bile.

2001 ve 2008 krizi sonrası görev yaptığım sigorta şirketlerinde fabrika, işyeri yangınlarında hissedilir bir artış olmuştu ve genellikle de yangın nedeni “elektrik kontağı” kaynaklı gerçekleşiyordu. Çünkü; bu nedenle çıkan yangınlarda sonrası süreç tesis sahibi için daha az sorunlu ve sorumlu bulmak zor. Rücu imkanı da neredeyse yok.

Sigorta şirketleri ne yapmalı?

Öncelikle önleyici tedbirler almalılar.

  • Yapabiliyorlarsa kuracakları bir ekip ile aynı bankaların “risk izleme birimi” hassasiyetinde büyük tesis sahibi müşterilerinin mali yapılarını, moralitelerini takip etmeliler.
  • Yenileme öncesi veya yapılabiliyorsa sigorta dönemi içerisinde özellikle elektrik alt yapısına dönük risk teftişleri yapılmalı, aksaklık veya eksiklik giderilmeden teklif verilmemelidir.
  • Henüz yenileme dönemi gelmemiş olsa dahi, sigorta dönemi içerisinde şirketlerin satış ekiplerinin yanı sıra riziko teftiş ekipleri ve bağımsız eksperlerin bilgi birikimlerinden istifade edilip, yerinde müşteri ziyaretleri yapılmalı.
  • Yangın riski görece fazla ve bu ortamda finansal olarak en olumsuz etkilenecek sektörlere özellikle dikkat edilmeli. Örnek: Tekstil, boya, ambalaj vb. gibi.

Yangın anında ve sonrasında da tedbirler alınmalı:

  • Yangın haberi alınır alınmaz, yangına dair tüm gelişmeler video kaydına çekilmeli,
  • Basın haberleri takip edilmeli,
  • Firma moralitesi araştırılmalı,
  • Gerekiyorsa özel uzmanlar kiralanarak yangının gerçek sebebi araştırılmalıdır.
  • Bu konularda birlikte çalışılan reasürör’lerden de deneyimleri talep edilebilir.

Bu arada yat yangınları da böylesi dönemlerde artabilir.

İyi niyetli tacirlerin başına gelebilecek gerçek yangın hasarlarını konudan müstesna tutuyorum.

Alacak Sigortaları

Son günlerde Ekonomi Yönetimi’nden, KOBİ’lere dönük bir Alacak Sigortası Havuzu’nun kurulmasına ilişkin açıklamaları sıklıkla duyuyoruz.

Geçmiş çalışmalarımın verdiği tecrübe ile Alacak Sigortaları başlıklı kısa bir yazı kaleme almak istedim.

Alacak Sigortaları; sigorta sözleşmesi ile kararlaştırılan kredili satış ve kredili hizmet işlemlerinde alıcının;

  • İflas etmesi,
  • Tüzel kişi olması halinde, borçlarını ödeyememesi nedeniyle hakkında tasfiye kararı alınması,
  • Borçlarının ödenmesi ile ilgili olarak bir mahkeme veya yetkili bir resmi merci tarafından tüm alacaklıları bağlayan kısıtlayıcı bir karar alınması,
  • Borç ödemede acze düşmesinin belgelenmesi veya bu durumun sigortacı tarafından kabul edilecek başka bir şekilde kanıtlanması suretiyle yapılan icra takibinin sonuçsuz kalması,
  • Borçları ile ilgili konkordato ilan etmesi ve hukuki olarak yukarıda belirtilen durumlara eşdeğer görülen diğer haller sonucu satıcı konumundaki sigortalının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaptığı satışların bedelini kısmen veya tamamen alamaması nedeniyle uğrayacağı maddi zararlar,
  • Ayrıca sözleşme olması şartı ile; yukarıda sayılan hallerin dışında alıcının sözleşmede kararlaştırılan şartlarla mal veya hizmet bedelini ödememesi (temerrüt) hali

teminat altına alınmaktadır.

Teminat poliçede belirtilmek şartıyla yukarıda sıralanan riziko gruplarından sadece biri veya birkaçı veya tamamı için verilebilmektedir.

Alacak Sigortaları konusunda benim ulaştığım tarihçede önemli adımlardan bir tanesi; 1840’lı yıllarda, Amerika’nın doğusundaki tüccarların o yıllarda hızla gelişmekte olan batı bölgelerine sattığı malların bedellerinin ödenmeme oranının artması üzerine, ticaret yapan firmaların sicilinin tutulması amacıyla New York’ta bir enformasyon sisteminin kurulmasıdır. Bu çalışmalar neticesinde firmalar hakkında ciddi boyutlarda bir veri tabanına ulaşılmış ve firmalar notlanmaya (rating) başlanılmıştır.

Notlama (Rating) dört ana kategoride yapılmaktadır.

  1. Güçlü (Strong)
  2. İyi (Good)
  3. Orta (Fair)
  4. Zayıf (Poor)

Notlama gerçekleştirilirken şirketlerin belli başlı finansal rasyoları ve rakamlardaki geçmiş trendlere bakılmaktadır.

Gelişmiş istatistiki yöntemler kullanılarak bilançolarda makyaj olsa bile bir şirketin nereye doğru gittiğine dair bilgiler sağlanabilmektedir.

Şirketlerin düzenli olarak notlanmaya (rating) başlanması zaman içerisinde Alacak Sigortası şirketlerinin kurulmasının yanı sıra, neredeyse hepimizin isimlerine aşina olduğu Standart&Poors, Fitch, Moody’s gibi rating şirketlerinin kurulmasına da temel teşkil etmiştir.

Alacak Sigortalarında teminat, sigortalının muhtelif alıcılarla yaptığı sözleşmelere göre faturalandırılan ve bedeli özel şartlarda belirlenen azami vade süresi içinde ödenmesi kararlaştırılan mal ve hizmet satışlarına sağlanmaktadır.

Aksi kararlaştırılmadıkça, sigortalı ile alıcılar arasında düzenlenen satış sözleşmelerine göre yapılan tüm satışların sigorta kapsamında bulunması esastır. Sigortalı bu amaçla, söz konusu satış sözleşmeleriyle ortaya çıkan cirosunu özel şartlarda belirlenen usullere göre sigortacıya beyan eder.

Yine taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça sigorta teminatı, sigorta süresi içinde yurtdışına sevk edilmiş olan mallar veya hizmetler veya yurtiçinde teslim edilmiş olan mallar ve hizmetlerden doğan alacakları, bu mal veya hizmetlerle ilgili faturaların, sigorta süresi dahilinde ve azami faturalama dönemi içinde düzenlenmiş olması kaydıyla kapsar.

Fiyatlama da prime esas değer, kural olarak müşterinin seçili riskli alacakları değil, bütün alacaklarıdır.

Sadece:

  • Peşin Satışlar,
  • Banka Garantisi Kapsamında yapılan satışlar,
  • Kamu’ya yapılan satışlar,
  • Grup Şirketlerine yapılan satışlar,

cirodan düşülmektedir.

Sonuç olarak; kurulacak alacak sigorta havuzunun yapısı ve süreçlerinin iyi kurgulanması önemlidir. Müşterilere ait notlama (rating) sisteminin paralelinde geliştirilmesi ve modern dönem ihtiyaçlarına cevap verecek kriterleri içermesi gerekmektedir.

Alacak sigortalarının yaygın kullanımının sağlanması ve ekonomiye beklenen katkısının açığa çıkartılması için,  riskin doğru seçiminde  KGF ve KKB verilerinden etkin biçimde faydalanılmalıdır.

Ayrıca banka karşılıklarında gerekli düzenleme yapılarak, bankaların alacak (kredi) sigortalarını KOBİ’lerin banka kredilerine bir teminat olarak kabul etmeleri sağlanmalıdır.

Ancak bu sayede, Alacak Sigortaları Havuzu gerçek işlevini yerine getirecek; hem lokal bankacılık düzenlemeleri ve hem de Basel uygulamaları nezdinde banka bilançolarının olumlu etkilenmesini sağlayabilecek ve de düzgün iş yapan KOBİ’lerin iş hacmini hızla geliştirecektir.

28 Mayıs-03 Haziran “Sigorta Haftası” Kutlu Olsun

Küba: Renkli, İçten, Yoksun

İlk defa bir tura katılarak seyahat gerçekleştirdik.

Ejder Tur organizasyonu ile Küba ziyareti yaptık. Tur kapsamında uçuşumuz giderken Air France hava yolları ile dönüşte de aynı havayolunun ortağı KLM ile aktarmalı gerçekleşti. Ne yazık ki Air France’da yaşanan grev nedeniyle, aktarma yaptığımız Paris’te, yer hizmetlerimiz anormal yavaş ilerledi.

Öte yandan yine Air France’ın Paris-Küba yolculuğunda yemek ve servis kalitesi çok iyiydi.

Küba, Havana Jose Marti Hava limanına indiğimizde, bizimle aynı zamanda ulaşan  bir Afrika uçağından inen yolcuların ve de valizlerinin renk çeşitliliği ve canlılığına hayran kaldık.

Hava limanından bindiğimiz otobüsler bizi birbirine yakın Casa (kendi dilleri İspanyolca’da Ev demek) adı verilen, ev-pansiyonlara dağıttı.

Bizim kısmetimize 1929 yılında inşaa edilmiş tek katlı, güzel avlulu bir ev düştü. (*) ev sahiplerimizin de evde konakladığı Casa’larda, evin her bir odasına  banyo ve tuvalet eklenmiş, Devlet’ten turizm belgesi alınmış (Bu evlerin turizm konaklamasına uygun “Casa” olduğunu, evin dış kapısına astıkları mavi renk gemici çapasına benzer işaret ile gösteriyorlar), ev sahibi evde günlük yaşamını devam ettirirken, 2-3 odasında da yabancı turistleri misafir ediyorlar.

Sabah kahvaltılarımızı ev sahibimiz hazırladı. Kahvaltıda, tropik meyveler, ananas, mango, Hindistan cevizi, ejder meyvesi (Dragon Fruit),  yumurta, tereyağı ve kaşarlı tostlar yer alıyordu. Kahvaltı aldığımız beş gün boyunca, her gün farklı bir tropik meyvenin suyunu da yiyeceklerimizin yanında içecek olarak getirdiler. Genelde ingilizce bilmedikleri için el işaretleri ile anlaştık.

Küba, yaklaşık 112.000 Km2’lik yüzölçümü ve 12 mio nüfusu ile çok renkli bir insan karışımı. Kolomb’un Amerika kıtasını keşfinden önce ilk keşfettiği kara parçalarından birisi imiş. Zamanla Avrupa-Amerika kıtaları arasındaki ticaret ve nakliyatta önemli bir liman olmuş. Avrupalı kaşifler Küba’nın iklimine uygun ancak, işçiliği ağır olan şeker kamışı yetiştiriciliğine başlamışlar ve Afrika’dan getirilen köleler, şeker kamışı tarımında zorla çalıştırılmışlar. Bu tarihi gelişimin de etkisi ile bugün mevcut nüfusun %8’i Afrika kökenli.  Büyük çoğunluğu İspanyol kökenli, bir kısmı diğer Avrupa ülkelerinden ve bir kısmı da melez.

     

Özellikle, Afrikalı genlerinin ve de günlük hayatta önemli bir yer tutan dansın hareketliliği ile kadın ve erkek fizikleri fit. Değişik bir ülkeye geldiğinizin ilk işaretini,  Havalimanında pasaport polislerinin neredeyse tamamının mini etekli, file çoraplı, renkli tokalı, fit vücutlu genç kadınlardan oluşmasından anlayabiliyorsunuz.

Şeker kamışından elde edilen Rom,  hem milli içkileri olmuş hem de dönemin denizcileri için çok yaygın bir içki olarak kullanılmış. Hali hazırda Havana Club markası ile alkol ve dinlendirilme sürelerine göre 3 farklı rom çeşidi günlük hayatın her yerinde.

Özellikle rom, toz şeker, gazoz, nane, limon ile yapılan ve sıcak havalarda çok iyi bir serinletici olan “Majito” Küba Havana orjinli. Dünya’da Mojito’nun ilk hazırlandığı Bar da, “Del Medio” adı ile turistlerin uğrak yeri olmuş.

İlk gün yaptığımız hızlı eski şehir turunda öğrendiklerimizi seyahatin dördüncü gününde serbest zamanımızda daha sakin şekilde gezdik. Hemen her restorandan gelen canlı müzik sesleri, şehri sarıyor ve dinamik kılıyor.

Dünya tarihinde önemli isimlerin büstlerini sergiledikleri parkta, Atatürk büstünü görmek ve aynı tarihlerde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına denk gelmesi bizleri ve turda bulunan diğer 39 kişiyi ayrıca heyecanlandırdı.

Havana’da binalar çok renkli. Trafikteki araçların tamamının eski 1950’li yıllar Amerikan arabaları olduğu önyargısı ise hatalı. Trafikte genellikle Rus Lada başta olmak üzere yeni arabalar seyrediyor. Yine Küba’da resmi taksi yok, “hangi araca elinizi kaldırırsanız taksi odur” denilirken hava limanından itibaren sarı taksileri görmek bizlerin önyargılarını değiştirdi.

Ülke içerisinde yaptığımız şehirlerarası yolculuklarda insanların (yol boyunca yüzlerce, binlerce insan) ellerinde Peso’ları göstererek, seyahat etmek istedikleri istikamete gitmekte olan araçları durdurmaya çalıştıklarını gözlemledik. Aslında bu yaşam biçimi “Bla Bla Car”‘ın henüz endüstrileşmemiş “Paylaşım Ekonomisi” modelini andırıyor.

Diğer taraftan, ev sahiplerimiz ile birlikte aynı evlerde konaklamak “Air BNB”‘i ev paylaşım modeline benziyor.

Kapitalist sistemin en son Paylaşım Ekonomisi trendlerinin fikri yenilikleri acaba Küba kaynaklı mı? diye düşünmedik değil. Hatta biraz daha uzun Küba’da kalsak yapacağımız gözlemlerden inovatif bir paylaşım ekonomisi iş fikri de biz bulur muyuz? diye, aklımızdan geçirdik.

Küba nüfusunun 2/3 e yakını aylık 30 USD’lık bir maaş ile geçiniyormuş. Her 100.000 kişiye düşen doktor ve okul sayısı ile Dünya’da en iyi sıralardalar. Hatta rehberimizin bize verdiği bilgi, eğitimde o kadar başarılılar ki bazı Orta Amerika ülkelerine aldıkları petrol karşılığı, eğitim ihraç ediyorlarmış.

Bununla birlikte turistler için ucuz bir ülke değil.

İki ayrı para birimleri var. CUC (Convertable Peso) ve Peso. CUC’u yabancılar, Peso’yu ise Kübalılar kullanıyorlar. 1 EUR biz orada iken 1.20 CUC değerinde idi ve içtiğimiz en ufak pet su fiyatı 1 CUC’a, TL olarak 4 TL’ne denk geliyordu. Bu arada 1 CUC= 25 Pesoya karşılık geliyordu. Tuvalet ziyaretleri neredeyse tamamı ücretli ve 1 CUC= 4 TL.

Tura birlikte katıldığımız yakınımın ateşinin çıkması ile sağlık hizmetlerini de test etme fırsatımız oldu. Yüksek ateş teşhisi ile yolun karşısındaki Sağlık Ocağı’nda, bir kadın doktor ve bir hemşire orada bulunduğumuz 1-1.5 saatlik sürede hasta ile yakından ilgilendiler. “Tüccar Hastane” kültürüne alışmış bizler için o ateşin karşılığı en az bir şişe serum olmalıydı. (Hep öyle oluyor da). Oysa Kübalı tıpçıların uyguladığı vücut yüksek ateşini soğuk su ve bez ile kısa sürede düşürmesi bizim büyük metropol hastanelerinde alıştığımız (?) tıp anlayışından farklı idi.

İşte bu noktada, sağlık alanında hem varlık hem de yoksunluğu birlikte gördüm. Ateşin seyahat esnasında tekrar yükselme ihtimaline  karşı doktorun yazdığı ve hepsi birbirinin muadili 5 ayrı ilacı iki eczanede de bulamayınca, doktor var ilaç yok hissi yaşadım. Biraz hayal kırıklığı…

Ama bu teşhis sizleri yanıltmasın. Beraber seyahat ettiğimiz 3 kişi Küba turuna tedavi için katılmışlar. Sağlık turizmi bir sektör olmuş. Internet aracılığı ile hastanelerden randevu alınıyor. Ülkemizde olmayan bazı tıbbi tedavi yöntemleri, ilaçlar geliştirmişler. Örneğin, bizim tur grubunda yer alan ileri derecede sedef hastası bir arkadaşımız 3 gün Havana’da hastanede başladığı tedavisine ilişkin 2 yıllık tedavisinin tüm ilaçlarını kutular içinde Ülkeye getirdi. Ülkemizde çare bulunamayan bu hastalığın ilerleyen aşaması Karaciğer kanseriymiş. Sonradan öğrendiğime göre arkadaşımızda ilaçlar işe yaramış.

İlk konuk olduğumuz otel-evde sohbet imkanı bulduğumuz onkoloji hemşiresi, 3 ve 4 grade kanser tedavilerinde olumlu sonuçlar alınan tedavi yöntemlerinin olduğunu. Biraz da turistik olmak ile birlikte dil altına 3 damla şeklide önleyici kanser ilaçlarının da bulunduğunu anlattı. Özellikle genetiğinde kanser bulunan çok sayıda kişinin bu aşılardan kullandıklarını ifade etti.

Peki bu denli kanser tedavisinde gelişmiş ülkede kanser hastalığı var mı? Diye sorduğumuzda özellikle Puro içiminin sıklığı ve yoğunluğundan kaynaklandığını düşündükleri yaygın kanser hastalığı bulunduğunu ifade etti.

Bazı temel ihtiyaç maddelerine ilişkin de yoksunluk vardı. Örneğin kaldığımız otel evlerde ve hemen hiçbir umumi tuvalette sabun yoktu. Tur organizatörümüz bizleri önden bilgilendirdiği için yanımızda bolca ıslak mendil ve kişisel kullanım için sabun, şampuan götürmüştük.

Sokakta oynayan bir sürü çocuk 1970’lerin ikinci yarısı ve 1980’lerin başlarındaki Türkiye mahalle kültürüne çok benziyor.

   

Ortalıkta çok polis gözükmese de, bunca yoksunluk ortada iken suç ve turiste dönük güvenlik konusunda kendimizi çok güvende hissettik. Ki bu anlamda tur organizatörümüzün verdiği ön bilgi de aynı yönde idi.

Bir tek kısa dipnot. Özellikle Havana’da, “Yakınlarda büyük bir müzik festivali var. Küba’nın meşhur müzik grupları çalıyor. Üstelik ücretsiz,” şeklinde tanıtım yapan kadın ve erkekler sizi hiç de temiz olmayan bir lokale götürüp, iki kat fiyat ile içecek almanızı ve tanınmamış bir müzik grubunun yaptığı, Küba için sıradan bir müziği dinlemenize yol açabilir. (Bizim grubun serbest günde tecrübe ettiği şekilde)

Anladığım kadarı ile Kasım, Aralık ve Ocak ayları dışında hava hep aynı sıcaklıkta. Çok çalışan klimalı lokallerdeki klima kaynaklı soğuklar dışında gece gündüz bir tişört yeterli.

Yedi gece konakladığımız Küba’da, en güzel müziği ve dansı, Trinidad’da eski şehirde, halka açık merdivenlere kurulan sahnede, gün boyunca çalan farklı müzik grupları ve onlara muhteşem salsa dansları ile eşlik eden açık hava konserlerinde gördük. Dans edenlerin bir kısmı acaba oradaki tesislerin maaşlı elemanları mıydı? bilmiyorum. Çünkü sürekli aynı muhteşem dansçıları, izleyen günlerde de dans ederken izleme fırsatımız oldu.

İşte burası hem evlerin güzelliği, çiçekler, müzik, yine aynı rom ile yapılmış buzlu Daiquiri kokteylleri ile umduğumuz ve hatta umduğumuzdan güzel Küba idi.

İnsanlar sıcak, konuşkan, içten. İçtenlikleri, samimiyetleri ile  sanki 30 yıl önceki Türkiye’den insan manzaraları.

Küba deyince Fidel, Raul, Che gibi önemli karakterler hemen gözümüze geliyor. Bize anlatılan; Fidel Castro kendisinin ikonlaştırılmasını istememiş. Ancak, sokak resimlerinde, okullarda, tişörtlerde, şapkalarda ve pek çok başka yerde Che’nin ikon haline gelmiş fotoğrafını görmek mümkün.

41 kişilik grupta, eşim ve ben sanıyorum yaş ortalamasını düşürüyorduk. 51-52 li yaşlarımızla grup yaş ortalamasını siz düşünün…

Üzerinden günler geçtikçe Ülkenin yoksunluğuna ilişkin bende ki intibaların azaldığını hatta kaybolduğunu,

Çok renklilik, insanlarındaki samimiyet ve içtenlik, tropikal meyveler, bitki örtüsü, alışmadığımız farklı doğallık, içmedim ama yaşatılan puro kültürü, Rom kaynaklı kokteylleri ve bir dolu başka pozitif duygu ile iyi ki Küba’yı ziyaret etmişim diye düşünüyor ve ziyaret etmenizi öneriyorum.

(*) Havana da konakladığımız Casa ve ev sahipleri süperdi. Doğrudan temas etmek isteyenler için kartları aşağıdadır.

A New Impulse to the Dispute Resolution in the Turkish Insurance Sector – Mediation (Quest: Suat Dolu)

Mediation globally has been stood out as a preferred resolution method and used effectively for many years for disputes those such as arising from disagreements of consumers, arising from the contracts, arising in family or between neighbors. In Turkey, Mediation has recently been introduced as an alternative dispute resolution by the enactment of Law on Mediation of Civil Disputes numbered 6325 and dated 7.6.2012. Pursuant to the introduction of such Law, first certified Mediators has started their duty in 2013 and the implementation has been coordinated by the ‘’Head of Department for Mediation’’ established within the body of Directorate General for Legal Affairs of Ministry of Justice. 

In a nutshell, Mediation can be defined as a method for ‘Alternative Dispute Resolution’ where both parties to the dispute can win at the end of the process. Parties develop their own solutions before the Mediator and govern the process together. In other terms, parties are completely free to start the process, continue, reach to a compromise and end the process. The process of Mediation is conducted with the active participation and consent of the parties in a complete private and confidential way and in a manner not affecting trade relations. Mediator facilitates the communication between the parties and provides systematic communication methods to enable parties to reach compromise.

One of the pre-conditions of being a Mediator in Turkey is to be a graduate from the Faculty of Law and having 5 years of experience. For this reason, the Mediator, as an impartial and independent lawyer, can manage the negotiations fairly. The Mediator does not determine what is just and unjust; but rather s/he is trying to assist the disagreement to be resolved between the parties at the fastest and least cost suitable for the equal benefit.  According to the data from the Ministry of Justice, up to date, %90 of the disputes referred to Mediation have been resolved successfully. Among these disputes, majority of them have been resolved in only one day. According to this data, it is easy to presume that, Mediation will develop rapidly and effectively in Turkey in the upcoming years.

The Mediation method also comes to the forefront as one of the ways in which the burden of the Courts can be alleviated. One of the most important developments in this regard is that, Mediation has become a cause of action by 01.01.2018 in the Labor Courts for the labor cases arising from labor claims, compensation and reinstatement claims related to employee-employer relations. According to the data from the Ministry of Justice, about 500.000-700.000 files per year will be executed through Mediation and will be resolved in a very short time. As a result, the burden of the Courts will be alleviated and related disputes will be resolved in a much shorter time than a trial in courts.

Mediation also comes to the forefront in resolving the disputes in the insurance sector as an alternative and rapid method. Although it is a new concept for the sector in Turkey, corporate insurance companies have already begun to use the Mediation process in the resolution of disputes in many different areas. As it is known, the dispute files cause uncertainties for the insurance companies as arbitration and court proceedings take long time. Therefore, providing an independent and quick resolution to disputes through the method of Mediation provides important benefits for the insurance companies. It should be noted that, it is very important to select the suitable file as well as the application time in order to ensure prompt resolution of the dispute by Mediation. For example, for the disputes arising from the insurance contracts, insurance company should direct the relevant file to the Mediator before applying for arbitration or court paves the way for effective and quick resolution.

As it is well known, the main point of the disputes between the insurance companies and the victims in claims of depreciation, disability compensation and lack of support compensation, which constitute a large proportion of the applications submitted to the court and insurance arbitration, is the difference in the method of calculating the compensations mentioned within the framework of the law and the Court of Cassation decisions. However there is a possibility for the parties to meet and reach to a common understanding in a much quicker manner in these disputes and that is through Mediation.

In subrogation claims, for example, where the insurance company is in the position of the creditor, the parties can meet at a common point instantaneously and resolve the disputes about determining the amount that has to be recourse as the insurance company has the initiative to make a discount on the amount or decide for the amount to be paid in instalments, through Mediation.

Mediation is a highly effective dispute resolution method when there is a disagreement resulting from the insurance policy between the insured and the insurance companies, as well.

Professional companies worldwide have established Mediation Centres which are usually specialised in specific areas to carry out Mediation activities and have equipped the centres with meeting rooms for the parties, support services, catering services etc. In Turkey, most of the existing law firms do not always provide all the appropriate physical requirements such as meeting rooms meeting international standards with regards to confidentiality and secretarial services. Moreover, since the opportunities that can be offered by the Ministry of Justice are limited, it is obvious that there is a need for the professional Mediation facility centres that are specialised in the field of Mediation to expand. In response to this demand, specialized professional Mediation Centres meeting international standards, have been already been established in big cities.

Although Mediation in Turkey is relatively new in comparison to the examples in the World, it is becoming widespread at a great pace. Mediation has toweringly been promoted pursuant to the targets for Improvement of Alternative Dispute Resolution Methods in Civil Disputes which is included in the Strategical Plan 2015-2019 of Turkish Ministry of Justice and is contributed to a large extent to the resolution of the disputes very quickly and with a lesser cost. For this reason, it will be to the point to state that Mediation will increasingly become widespread and be used effectively in all sectors including insurance sector, in Turkey.

Suat Dolu,

*Medyan DRC

Tel: 0(850) 277 23 00

*Medyan DRC is a subbrand of Fu Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık A.Ş.

Sigorta Sektöründeki Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk (Konuk Yazar: Suat Dolu)

Arabuluculuk, dünyada tüketici anlaşmazlıkları, sözleşmelerden doğan anlaşmazlıklar, ailevi ya da komşuluktan doğan uyuşmazlıklar gibi birçok konuda tarafların çözüm tercihi olarak ön plana çıkıyor ve uzun yıllardır etkin bir biçimde kullanılıyor. Türkiye’de ise 7.6.2012 tarihli ve 6325 sayılı “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu” ile uyuşmazlıkların alternatif çözüm yolları arasına katılmış bulunuyor. Bu düzenleme kapsamında 2013 yılında ilk sertifikalı Arabulucular görevlerine başlamış olup, uygulamalar, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan “Arabuluculuk Daire Başkanlığı” tarafından koordine ediliyor.

Arabuluculuk, her iki tarafın da kazanarak masadan kalkabileceği çözümler ile yürütülen “Alternatif Uyuşmazlık Çözümü” yöntemi olarak özetlenebilir. Süreçte taraflar, Arabulucu huzurunda kendi çözümlerini kendileri üretip; süreci birlikte yönetiyorlar. Başka bir deyişle, taraflar sürece başlama, devam etme, anlaşmaya varma ve süreci sonlandırma konularında tamamı ile özgür oluyorlar. Arabuluculuk süreci tarafların aktif katılımı ve rızası ile tamamen özel ve gizli olacak biçimde ve ticari ilişkileri bozmayacak şekilde yürütülüyor. Arabulucu, kişiler arasında iletişimi sağlıyor, sistematik iletişim yöntemleri kullanarak çözüme ulaşmalarını kolaylaştırıyor.

Türkiye’de Arabulucu olmanın ön şartlarından birisi 5 yıllık deneyime sahip Hukuk Fakültesi mezunu olmak olduğu için, Arabulucu, tarafsız ve bağımsız bir hukukçu olarak adil bir biçimde müzakereleri yönetiyor. Arabulucu haklı ve haksızı belirlemiyor; aradaki uyuşmazlığı iki tarafın da eşit menfaatine olacak biçimde mümkün olan en hızlı ve az maliyetli şekilde çözümlemesine yardımcı olmaya çalışıyor. Adalet Bakanlığı’ndan alınan verilere göre, bu güne kadar yapılan başvurulan uyuşmazlıkların %90’ında çözüm sağlanmış ve Arabuluculuk ile çözümlenen uyuşmazlıkların çoğunluğu yalnızca bir günde çözümlenmiş durumda. Bu verilere baktığımızda Türkiye’de Arabuluculuğun ne kadar hızlı bir biçimde geliştiğini ve ne kadar etkin bir çözüm yöntemi olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Arabuluculuk yöntemi yargının yükünün hafifletilebilmesinin yollarından biri olarak da ön plana çıkıyor. Bu konudaki en önemli gelişmelerden biri ise, 1.1.2018 tarihinden itibaren, İş Mahkemelerinde açılacak olan; işçi-işveren ilişkisinden kaynaklı işçilik alacağı ve tazminat davaları ile işe iade talepli davalarda Arabuluculuğun dava şartı haline gelmesi oldu. Adalet Bakanlığı’ndan alınan verilere göre, bu sayede, yılda 500.000-700.000 civarında dosya Arabuluculuk ile çözümlenme yoluna gidecek ve çok kısa zamanda çözüme kavuşacak. Bunun sonucunda hem yargının yükü hafiflemiş olacak; hem de işçi ve işveren mahkemede yapılan bir yargılamaya göre çok daha kısa sürede sonuç almış olacak.

Arabuluculuk, sigorta sektöründeki uyuşmazlıkların çözümü için de alternatif ve çok hızlı bir çözüm yöntemi olarak ön plana çıkıyor. Dünyada yaygın olarak kullanılsa da, henüz Türkiye’de sektör için çok yeni bir kavram olmasına rağmen, kurumsal sigorta şirketleri birçok farklı alandaki uyuşmazlıkların çözümünde Arabuluculuk yöntemini kullanmaya başladı bile. Bilindiği üzere uyuşmazlık dosyaları, tahkim ve mahkeme süreçlerinin uzun sürmesi nedeniyle, sigorta şirketleri açısından belirsizliklere yol açıyor. Bu nedenle Arabuluculuk yönteminin bağımsız ve hızlı bir biçimde uyuşmazlıklara çözüm sağlaması, sigorta şirketleri açısından önemli faydalar sağlıyor. Bu noktada Arabuluculuk yöntemi ile çözüm sağlanacak dosyanın seçimi ve Arabuluculuk yöntemine başvuru aşamasının belirlenmesi, başka bir değişle zamanının doğru belirlenmesi büyük önem taşıyor. Örneğin, sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, tahkim veya mahkemeye başvurmadan önce ilgili dosyanın sigorta şirketi tarafından Arabulucuya yönlendirilmesi, etkin ve hızlı çözümün önünü açıyor.

Bilindiği üzere, mahkeme ve sigorta tahkimdeki başvuruların büyük bir oranını oluşturan değer kaybı, maluliyet tazminatı ve destekten yoksun kalma tazminatı taleplerdeki sigorta şirketi ile mağdurlar arasındaki uyuşmazlığın temel noktası mevzuat ile Yargıtay içtihatları çerçevesinde anılan tazminatların hesaplanmasında yöntem farklılıklarıdır. Tarafların bir araya gelmesi sonucu ortak bir anlayışa ulaşılabilme imkânı, bu uyuşmazlıklarda da Arabuluculuk ile çok hızlı sonuç alınabilmesini sağlayabiliyor.

Öte yandan, örneğin rücu dosyalarında, sigorta şirketinin alacaklı durumda olması, rücu edilecek tutarın belirlenmiş olması ve bu tutar üzerinde sigorta şirketinin indirim ya da taksit yapmak açısından inisiyatif sahibi olması nedeniyle, taraflar ortak bir noktada hızlı bir biçimde buluşabiliyor ve uyuşmazlıkların Arabuluculuk ile çözümlenebilmesi sağlanabiliyor.

Benzer şekilde, sigorta poliçesinden kaynaklanan sigorta şirketi ile sigortalı arasındaki uyuşmazlıklarda da Arabuluculuk son derece etkin bir çözüm yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

Dünyada, Arabuluculuk faaliyetleri için profesyonel şirketler tarafından kurulan; taraflara toplantı odaları, yiyecek servisleri vb. destek hizmetleri de sunabilen genellikle belirli alanlarda uzmanlaşmış Arabuluculuk Merkezleri bulunuyor. Ülkemizde ise mevcut avukatlık bürolarının çoğu, gizlilik şartlarına uyacak uluslararası standartlara sahip toplantı odaları, sekretarya hizmetleri gibi tüm uygun fiziksel şartları her zaman sağlayamıyor. Adalet Bakanlığı tarafından sağlanan imkânların da kısıtlı olması nedeniyle, konusunda uzmanlaşmış kurumsal merkezlerin yaygınlaşması beklenen bir ihtiyaç haline gelmiş görünüyor. Bu ihtiyaca karşılık olarak da kurumsal firmalar tarafından yapılan uluslararası standartlarda Arabuluculuk Merkezleri ve avukatların bir araya gelmesi sonucu kurulan Arabuluculuk Merkezleri faaliyetlerine başlamış durumda.

Arabuluculuk ülkemizde, dünyadaki örnekleri ile kıyaslandığında yeni olmakla birlikte, büyük bir hızla yaygınlaşıyor. T.C. Adalet Bakanlığı 2015-2019 Stratejik Planında yer alan ve Hukuki Uyuşmazlıklarda Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemlerinin Geliştirilmesi kapsamındaki hedefler doğrultusunda Arabuluculuk, yoğun bir biçimde destekleniyor ve uyuşmazlıkların çok hızlı ve daha az masrafla çözülmesine yüksek oranda katkı sağlayabiliyor. Bu nedenle Arabuluculuğun yakın gelecekte hızla yaygınlaşarak sigorta sektörü dahil tüm sektörlerde etkin bir biçimde kullanılacağını söylemek doğru olacaktır.

Suat Dolu

*Medyan DRC

Tlf: 0850 277 23 00/250

*Medyan DRC bir FU Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık A.Ş. markasıdır.

OPERASYONEL VERİMLİLİK, SÜREÇ VE BİLGİ İŞLEM KOORDİNASYONU

FU Gayrimenkul kendi deneyimlerinden elde ettiği süreç ve bilgi işlem birlikteliğinin sağladığı operasyonel verimlilik tecrübesini yeni bir “ürüne” dönüştürdü.

Başta banka ve finans kuruluşları olmak üzere, kişi ve kuruluşlara, devredilebilecek iş ve/veya işlemlerinde yaygın avukat ve avukat olmayan uzman ağı ile güvenli, verimli, hızlı ve yenilikçi hizmet sunmak misyonu ile faaliyetlerini sürdüren FU Gayrimenkul, süreç ve bilgi İşlem birimlerinin çalışması ile norm kadro ölçümlerini şirketin yazılımı üzerinden anlık olarak izleyebilecek hale getirdi.

Norm kadro ölçümlerinin manuel veya sistemsel yapılabilmesi için, öncelikle süreç biriminin süreç haritalarını çıkartması, iyileştirme noktalarını tespit etmesi ve sürekli olarak geliştirmeler yapması gerekiyor. Daha sonra Bilgi İşlem ile birlikte anlık norm kadro geliştirmelerine  geçilebiliyor.

Hem söz konusu süreç çalışmalarının yapılmasını, hem de ilgili firmanın yazılımına norm kadro ölçümlerinin taşınmasını, arzu eden diğer firmalar için de yapabilecek alt yapı ve tecrübeye artık sahibiz.

Şirketlerin;

  • Süreç haritası çıkartılması,
  • Gelişme alanlarının belirlenmesi,
  • Norm Kadroların tespiti,
  • Norm Kadro sistematiğinin ilgili şirket yazılımına yerleştirilmesi ve de anlık olarak Şirketin operasyonları için kaç kişilik ekibe ihtiyaç duyduğunun izlenebilmesi,

İşlemlerini Adam/Gün fiyat üzerinden ücretlendirerek yapmaya artık hazırız.

Elde ettiğimiz tecrübe ve birikimi kullanarak bu ürünü ve hizmeti ihtiyaç duyan diğer şirketlere de sağlayalım istiyoruz. Özellikle operasyon ağırlıklı Şirketlerde çok faydalı olabilir. (Arzu edildiği tarihte ilgili Şirket Yöneticilerine sunum yapabiliriz.)

Şöyle ki tam mevcut süreçler ile yüksek kapasiteli ürün ve hizmet sunumu, daha verimli operasyon ile hizmetleri devam ettirmeyi ve anlık olarak tam potansiyeli sağlayacak sayıda (Ne eksik ne de fazla) kadro ile hizmetleri en iyi sonuçlar ile gerçekleştirmeyi sağlayabiliyor.

İhtiyacı olan şirket yetkilileri, şirketimiz ile www.fu.com.tr üzerinden temasa geçebilirler.

Akademi ve İş Dünyası Daha Yakın Çalışmalı

Bir süredir eşimin Doktora çalışmaları kapsamında katıldığı Üniversite kongrelerine ben de eşlik ediyorum. Farklı Üniversitelerden araştırmacıların her biri 15 dakika süren araştırma sonuçlarını anlattıkları sunumları dinlerken de yeni yeni bilgiler ediyorum.

Örneğin,  Bandırma 17 Eylül Üniversitesi’nde katıldığım Kongrede adı geçen Üniversite hoca ve öğrencilerinin gerçekleştirdikleri bir sunumda; Sanayi 4.0 ile artık ekonomilerde “Karanlık Fabrikalar” (Tamamen insansız olacağından aydınlatılmaya gerek olmayan üretim tesisleri) döneminin gelmekte olduğunu öğrendim.

Son dönemin moda trendlerinden Paylaşım Ekonomisi (İnsanların sahip oldukları mal ve hizmetleri başkaları ile paylaşmaları) konusunda da çok güzel bir çalışmayı ise başından sonuna kadar ilgi ile takip ettim.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İşletme Bölümü’nde Doktorasını yapmakta olan Aycan Bul ve danışman hocası Prof. Dr. Süphan Nasır; Paylaşım Ekonomisine dair bir araştırma yaptılar.


Bu alanda Literatürde çok az çalışmadan biri olduğunu sunumdan öğrendiğim, çalışmanın sonuçlarını Bandırma 17 Eylül Üniversitesi’ndeki Kongrede sundular.

Çalışma; Türk ve Amerikalı tüketicileri kapsayan 1.200 kişiyle gerçekleştirilen bir anket ile şekillenmiş.

Bandırma 17 Eylül Üniversitesi’ndeki sunumda söz konusu çalışmanın, Türk tüketicilerin araba ve yolculuk paylaşımı hizmetlerine olan tutumlarına ilişkin bulguların sunulduğu ilk Bölümü dinledim.

Kısaca öğrendiğim; Türk tüketicilerinin Paylaşılmakta olan araç veya yolculuk hizmetlerine ilişkin çok hassas oldukları bir kaç konu var ki; yatırımın geleceğini etkileyebilir.

Türkiye’de paylaşım ekonomisine dayalı faaliyette bulunan (Uber, Bla-Bla Car, Volt, Yo-Yo, Zip Car vb gibi) veya bulunmak isteyen yeni yatırımcılar bu çalışma sonuçlarında yer alan hususlara uygun bir pazarlama stratejisi, politikası ortaya koymazlar ise ticari başarıya ulaşmaları ya çok zor ya da çok zaman alacak gözüküyor.

(Çarpıcı sonuçları merak edenler yakında Bilimsel mecralarda yayınlanacak çalışmayı okusunlar diye öneririm.)

Katıldığım seminerlerde bir defa daha gördüm ki İş Dünyası ve Akademik Dünya daha yakın çalışmalılar. Tıpkı Global Ölçekli firmalarda bizzat şahit olduğum, örneklerde olduğu gibi.

KONUT SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİNDE SİGORTA ÇÖZÜMÜ

Geçtiğimiz günlerde Almanya’dan konuklarımız oldu. Görüşmenin bir kısmında Almanya’da sigorta şirketlerinin de konut kredisi (mortgage) verdiklerini; Bankaların konut kredilerinden farklı olarak daha uzun vadeli (20-25 yıl) konut kredisi verdiklerini duyunca eski sigortacı ve son dört yıldır da Gayrimenkul Sektöründe yer alan biri olarak heyecanlandım.

Çünkü;

TUİK verilerinin aynı metot ile tutulmaya başlandığı 2012 yılından beri Türkiye’de konut satışları düzenli olarak artıyor.

TOPLAM
Yıl Toplam İpotekli satışlar Diğer satışlar
2017/8 890.430 322.693 567.737
2016 1.341.453 449.508 891.945
2015 1.289.320 434.388 854.932
2014 1.165.381 389.689 775.692
2013 1.157.190 460.112 697.078

Konut ve daha genel adlandırılması ile İnşaat Sektörü’ndeki büyümenin Ülke ekonomisindeki diğer pek çok sektörü de hareketlendirdiğini artık hepimiz çok iyi biliyoruz.

Ekonominin inşaat sektörü vasıtasıyla büyümesine devam etmesine dönük Hükümet teşviklerini de takip ediyoruz. Örnek: Harçların %2 den %1.5’a çekilmesi, belirli bir tutarın üzerinde Türkiye’den gayrimenkul alanlara oturma izni ve sonrasında vatandaşlık verilmesi, KDV indirimleri, konut kredisi faizlerinde aşağı yönlü teşvikler vb. gibi.

  Toplam İpotekli satışlar Diğer satışlar
2017/8 890.430 322.693 567.737
2016/8 826.893 261.298 526.034
  7,68% 23,50% 7,93%

Not: Söz konusu teşviklerin bir kısmı geçici süreli idi ve bazılarının süreleri doldu. Ayrıca her bir teşvikin Bütçeye farklı maliyetleri de oluyor.

Ama özellikle Hayat Sigortası Şirketleri ve de Emeklilik Şirketlerinin topladıkları fonlar ile gerek hayat ve emeklilik sistemine giren kendi müşterilerine ve gerekse Bankaların sağladığı kredi vadesinden (maksimum 10 yıl) daha uzun vadeli konut kredisi verebilmesi fikri, acaba konut ve inşaat sektörü için KGF kredileri benzeri yeni bir canlılık, hareketlilik getirir mi?, diye düşündüm. Hem ilave teşvike gerek kalmaz, hem de ekonominin dinamo özelliği taşıyan ve kendisinden farklı pek çok diğer sektörü hareketlendirebilecek inşaat sektörünü canlandırabilir.

 

Kamu Kurumları Bilgi İşlem Altyapısının Koordinasyonu

Hangi sektörde olursa olsun, bu dönemde yeni bir şirkette göreve başladığımda hemen üzerine gittiğim ve en azından belli bir seviyeye gelinceye kadar birebir takip ettiğim ilk gündem maddem, o Kurumun Bilgi İşlem alt yapısı olmuştur.

Düzgün bir bilgi işlem altyapısı denilince hemen aklıma;

  • Şirket’in modern iş yapış tarzına uygun, mümkün ise kaynak kodları (source code) Şirketin mülkiyetinde ve geliştirilmeye açık bir ana yazılımının (software) olması,
  • Ön tarafta şirketin görünen yüzü olan ve ana yazılım ile tam entegre bir internet sayfası (web sitesi) olması,
  • Belki de bugün için en önemlisi,  hem ana yazılım, hem de internet sayfası ile entegre bir mobil uygulaması, olmasıdır.

Ne zaman ilk internet sayfası tasarımları hayata geçse, belki de hemen nihai sonuca ulaşılacağı büyük beklentisi ile bana sanki ortaya çıkan çok basit bir geliştirmeymiş gibi gelse de, ilk aşamada öyle olmuyor. Ne zaman ki bu internet sitesi ile ana yazılım entegre edilerek birlikte çalışmaları ve nihai kullanıcının günlük hayatını olumlu yönde etkileyen çalışmalar tamamlanıyor işte o zaman, başlangıçta çok basit gözüken geliştirmenin, “ne kadar fazla hayata dokunduğunu, şirketin iş yapış şeklini ne kadar kolaylaştırdığı ve verimli kıldığını” görüyorum.

Bugünlerde Kamu’nun farklı birimlerinde de hızlı bir Bilgi İşlem yatırımı olduğunu görüyor ve Ülkem adına bundan büyük mutluluk duyuyorum. Yeni düzenlemeler, vatandaşın günlük hayatını kolaylaştıran geliştirmeler gördükçe de mutluluğum daha da artıyor.

Bununla birlikte, birden fazla kamu kurumunun kendi içinde bilgi işlem alt yapısına dayalı geliştirmeler söz konusu olduğunda ise sıkıntıların baş gösterdiğini görüyorum.

Bunun bir örneği de şu anda mevzuatı yakın zamanda düzenlenen Taşınır Rehni işlemlerinde yaşanıyor. Şöyle ki Taşınır Rehni işlemleri Türkiye Noterler Birliği tarafından gerçekleştiriliyor/gerçekleştirilecek. Fakat, mevzuatta sıralanan çok sayıda farklı çeşit “varlık (menkul)” Taşınır Rehni’ne konu olacağından, işlemlerin sağlıklı ve hızlı gerçekleştirilebilmesi için farklı kurumların (kamu ve yarı kamu) bilgi işlem alt yapılarının birbirleri ile “konuşmaları” (entegrasyonları)  gerekiyor.

Örnek: Noterler Birliği bilgi işlem alt yapısı ile Merlis’in entegrasyonu gerekiyor. Bunun dışında da; araç rehinleri için farklı, kayıtlı ağaçlar için farklı, tarım araçları için ve iş makinaları için (vb. gibi) farklı bilgi işlem sistemlerinin birbirleri ile konuşmaları gerekiyor ki işlemler sağlıklı sürdürülebilsin.

Ama, fiili uygulamanın başladığı 01.01.2017 tarihinden bu yana 3 ayı aşkın bir zaman geçtiği halde henüz söz konusu sistemler birbirleri ile sağlıklı şekilde “konuşur” vaziyete getirilemediğinden Taşınır Rehni işlemleri çok yavaş gerçekleştirilebiliyor ve beklendiği hızla büyüyemiyor.

Bu örnek en son yaşanan örnek. Ve bu örnekten baktığımda acaba “Kamu içerisinde Bilgi İşlem sistemlerinin ortak bir yazılım diliyle yazılması, elbette gerekli tüm güvenlik tedbirleri alınarak, birbirleri ile entegrasyonlarının koordine edilmesi”, belki de en önemli alt yapı yatırımlarından bir tanesi olarak görülüp, bunun için ayrı bir Birim oluşturulsa mı diye düşünüyorum. Ülkemin gelişimi ve vatandaşların hızlıca Kamu Hizmetlerinde faydalanmalarını sağlamaya dönük olarak bu konunun hızla ele alınması gerekli diye düşünüyorum. (Eğer böyle bir Birim-Kurum varsa da, varlığından ben haberdar değilim.)

Taşınır Rehni Ekspertizi, Sigorta Eksperlerinin Konusu

Son günlerde Bankacılık Sektörü gündeminde yeni bir konu var. Taşınır Rehni.

Özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimindeki aşağıdaki problemlerin çözümüne dönük bir düzenleme yakın zamanda hayata geçti.

  • Bankacılık Sisteminde taşınırların teminat olarak kullanılmasının sınırlı olması,
  • Buna mukabil KOBİ’lerin varlıklarının çoğunun taşınır varlıklar olması,
  • Taşınır varlıklara ilişkin mevzuatın bugüne kadar parçalı bir yapıda olması,
  • Taşınır varlık kayıt sisteminin parçalı olması,

20.10.2016 tarih ve 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanun’u kabul edildi ve 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe girdi.

Bu Kanun ile menkuller de teminat vasfı kazanarak, özellikle KOBİ’lerin kredi kuruluşlarından kaynak bulmasının önünün açılması hedefleniyor.

Öncelikle Taşınırların ortak bir sicil sisteminde takip edilmelerinin sağlanmasına dönük olarak TARES (Taşınır Rehin Sicili) adı verilen bir Sicil Sistemi oluşturuldu.

Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu’nda Değer Tespiti ve Ekspertiz ile ilgili ifade şu şekilde yer alıyor:

  • Rehne konu taşınırın değerinin tespiti amacıyla ekspertiz hizmetinden yararlanılabilir.
  • Ekspertiz hizmeti sunan gerçek ve tüzel kişilerde aranacak nitelikler ile yetkilendirilecek bu kişilere ilişkin diğer hususlar yönetmeliklerle belirlenecektir.

Hali hazırda bankalar veya kredi kuruluşları adına taşınmaz ekspertiz-değerleme raporları SPK lisanslı Gayrimenkul Değerleme firmaları aracılığı ile yapılıyor. Ancak bu kurumların asıl uzmanlık alanları Gayrimenkul değerlemesi alanında.

Taşınır Rehni kanununa konu ise menkullerdir. Araç plakasından, iş makinalarına, tarım makinalarından, marka haklarına kadar geniş bir silsilede…

Hazine Müsteşarlığı nezdinde lisanslı sigorta eksperleri, tam da bu konuda çok uzun bir bilgi birikimi ve tecrübeye sahipler. Sigorta poliçesinin hazırlanması öncesinde yapılan “kıymet takdir raporları” tam da bu alana fazlası ile hizmet edebilecek bilgi, belge, tecrübe ve donanıma sahip olduklarını gösteriyor. Söz konusu emtianın hasar sonrasında hasar tazminatının tespiti amacıyla ayrıca değerlendirilmesi de, gerek fiziken ve gerekse muhasebe kayıtları üzerinde sigorta eksperlerinin tecrübelerini iyice parlatıyor.

Üstelik taşınır rehni ile sigorta sektörüne de ciddi yeni sigortalanabilecek değer ortaya çıkacaktır.

Benim görüşüm; Sigorta sektörü, düzenleyici kurumlar ve başta sigorta eksperleri bu alandaki tecrübelerini mutlaka yeni Taşınır Rehni sürecinin hizmetine sunmalıdır.