Otomatik BES’in İstihdama Olumsuz Etkisi

2001 yılında Bireysel Emeklilik Sistemini ilk olarak düzenleyen Kanun yürürlüğe girdiğinde, Hayat ve Bireysel Emeklilik şirketlerini bekleyen en büyük zorluk, üzerinden kesinti yapılabilecek rakam kısıtlı iken, Bireysel Emeklilik sisteminde müşterilere ulaşabilmenin, yani “satışın” maliyeti idi.

O dönemde Mali İşlerinde sorumlu olduğum Şirket için hazırladığımız iş planlarında, elinizde kullanabileceğiniz Banka dağıtım kanalları bulunsa bile o kadar çok satış elemanına ihtiyaç ortaya çıkıyorduki şirketlerin başa baş noktaya geldikleri zaman dilimi en az 5-7 yıl oluyordu.

Gerçekten de piyasada faaliyette bulunan Hayat ve Emeklilk şirketleri çok hızlı şekilde özellikle satış kadrolarında artışa gittiler. 31.12.2015 yıl sonu itibari ile TSB portalında yer alan istatistiğe göre; sigorta şirketlerinin (Hayat-Hayat Dışı toplam) satış ekiplerinin sayısı 6.329 kişiye ulaşmış. (2014 sonunda 6.788 kişi)

31.12.2015 TARİHİ İTİBARİYLE
DOĞRUDAN SATIŞ PERSONELİ SAYISI
A- Merkez ve bölgelerde kadrolu, sözleşmeli, part-time, full-time çalışanlar sayısı
Mezun Olduğu Eğitim Kurumu Erkek Kadın Toplam
İlkokul 0 0 0
Ortaokul ve Dengi 0 1 1
Lise ve Dengi 185 311 496
2 Yıllık Yüksekokul 358 1.170 1.528
Üniversite 1.706 2.457 4.163
Lisansüstü 56 85 141
TOPLAM 2.305 4.024 6.329

Zaman zaman Şirket yöneticileri ile yaptığımız sohbetlerde ağırlıklı olarak direkt satış ekipleri olmak üzere, çalışan sayıları şirket bazında 1.000 lerle ifade edilince biraz şok oluyor, biraz da sigorta sektörünün istihdam gücü adına mutluluk duyuyordum.

Bununla birlikte toplam Bireysel Emeklilik satışlarının %65-70’i de direkt satış ekipleri tarafından gerçekleştiriliyor. Her yıl başında Şirket Yöneticileri sektörün izleyen yıl kaç bin kişiyi daha direkt satış ekibinde istihdam edeceklerini açıklıyorlardı.

ilgili Kanunun ardından,  17 Aralık 2016 tarih ve 29921 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİNDE DEVLET KATKISI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK ile çalışanların Bireysel Emeklilik Sistemine girişlerinin zorunlu hale gelmesi ile, ilk aklıma gelen  “Hayat ve Emeklilik şirketleri bu kadar çok direkt satış ekibine artık niye ihtiyaç duyacak?” oldu.

Söz konusu Şirketlerin, ağırlıklı olarak, hedef müşterileri ücretli çalışanlar olduğuna ve bu çalışanlar da sisteme zorunlu olarak katılacaklarına ve de bu katılımları Devlet tarafından destekleneceğine göre, sayıları bazı şirketlerde 1.000’leri bulan satış ekipleri farklı olarak kime neyi satacaklar?

Nitekim Yönetmeliğin yayınlanmasını takiben Hayat ve Emeklilik Sektörü’nde Bölge kapatmalar ve direkt satış ekibi sayılarında azaltmaların başladığını duymaya başladım.

Oysa Türkiye’de özellikle genç işsizliği yüksek oranlarda ve Hayat ve Emeklilik şirketleri özellikle iyi eğitimli gençler için önemli bir istihdam alanı idi.

Bireysel Emeklilik sisteminin gelişmesinin ekonomi açısından pek çok kazancı olmakla birlikte, çalışanlara Otomatik Bireysel Emeklilik sisteminin getirilmesinin yakın dönemde işsizlik oranlarına ilave olumsuz etkisi olacaktır.

Belki öngörülen süre içerisinde sistemden ayrılmak isteyecek kişilerin sistemde tutulması amacıyla (retention) bu direkt satış ekipleri kullanılabilir mi? Ya da hayat ürünlerinin satışlarında…

 

Günlük İstihkak

Çağlayan’daki iş yerimden akşamları eve giderken sürekli geçtiğim bir ara sokak var; Akgül Sokak. Bu sokakta sağ tarafta Eren Et ve Tavuk Pazarı ünvanlı küçük bir dükkan var. (Bknz; Google Map). Akşam mesai yorgunluğu ile kafamda bin bir düşünce akıp giderken önce çok dikkat etmediğim ama sonra neredeyse her gün ola-geldiğini gördüğüm bir manzara çok hoşuma gitti vesile ile paylaşmak istedim.

Akgün Sokağın müdavimlerinden bir tanesi de bir sokak köpeği. Sol şeritte otururken “Aman arabalar çarpmasın” diye endişe ettiğim bu müdavim,

hep aynı saatlerde Eren Et’in önüne gidiyor.

Biraz mahcup ama sonuca ulaşacağına emin bir ifade ile ve ısrarla o günkü kemik istihkakını bekliyor. Yüz ifadesi, duruş, kuyruk sallayış, uzun yıllardır golden’larla yaşayan benim için çok anlamlı. Sanki “Bugünkü hakkımı verecek misin?” diyor ama gururundan da taviz vermiyor.

İlk defa dün akşam onu istihkakı (bir kemik) ağzında, koşar adımlarla ve büyük mutlulukla Eren Et’den yukarı çıkarken gördüm. O anı yaşıyor ve mutluluk sesleri çıkartarak ilerliyordu. Sanki Bütün gece bu sokağı bekledim, korudum ve bu da hakkım olan kemik dercesine…

2017 yılına girerken bazen geleceğe dair endişelerden arınmak ve “o anı yaşamak, o andan mutlu olmak ne güzel bir duygu” diye düşündüm.

Güzel bir Yeni Yıl olsun. Yeni Yılınız Kutlu Olsun.

 

Aggregator Kamu Aracılığı ile Türkiye Pazarında

Yazılarıma uzun bir ara vermiştim. Kamu otoriteleri tarafından yapılan bir açıklama sigorta sektörünün geleceği adına beni heyecanlandırdı. Ne de olsa konu sigortacılığın dijitalizasyonu, sigorta direkt’e giden yol ve aggregator yapılanmasına dokunuyordu, fikirlerimi yazayım istedim.

Daha önce Sigorta Şirketlerinin Direkt satışlar için alt yapısı hazır olmadan, özellikle Anglo-Sakson ülkeler başta olmak üzere, gelişmiş ekonomilerde gördüğümüz Aggregator sisteminin Türkiye’de hayata geçemeyeceğine dair yazı yazmıştım. Sigorta Direkt Olmadan Aggregator . Şimdi Türkiye’de gelişim tersten başlıyor ve  Kamu Otoritesi Aggregator olduğu için, Sigorta Direkt olacak galiba.

Ülkemizde son 5 yılda, her ne kadar en iyi teklif ve poliçeyi “online sunan” platformların sayısı hızla artsa da, bu platformların dayandıkları Tüzel Kişilikler:

  • Broker (Müşteri adına hareket ile sigorta şirketlerinden en iyi fiyat ve korumayı sağlayan)
  • Acente (sigorta şirketi adına hareket ile nihai müşteriye hizmet sunan)

Oysa şimdi, dijitalizasyonu çok ivmelendirecek yeni bir uygulama geliyor: Sigorta Direkt. Kamu otoritesi, son birkaç yılda artan Zorunlu Trafik Sigortası primlerini aşağı çekebilmek için, Sbm.org.tr üzerinden, nihai müşterilerin Sigorta Şirketleri’ne ait fiyatları görüp, karşılaştırabilecekleri bir platform oluşturuyor.

Dünya’daki benzerlerine uygun olarak Türkiye’de de toplam sigorta prim büyüklüğünün neredeyse %50 si Motor sigortalarından oluşuyor. Motor sigortaları Zorunlu olarak yaptırılan ve kaza anında “karşı tarafa verilen hasarı tazmin eden Trafik sigortaları” ile kaza anında “poliçe sahibinin aracında meydana gelebilecek hasarları tazmin eden Kasko sigortalarının” toplamından oluşuyor.

Diyelim ki Trafik poliçesi alacak bir müşteri olarak, sbm.org.tr ni ziyaret ettiniz. En uygun poliçenin X sigorta şirketinde olduğunu gördünüz. Satın almak istiyorsunuz. Yapabileceğiniz 3 şey var.

  1. Bir broker a gidip söz konusu şirketin poliçesini almak,
  2. O şirketin bir acentesini (acente bir banka da olabilir) bulmak ve satın almak,
  3. En hızlı ve kolayı sbm.org.tr den bir link ile ilgili sigorta şirketinin sitesini ziyaret edip, bir sigorta aracısı kullanmadan  poliçeyi Direkt şirketin web sitesinden oluşturmak.

Gelişmiş ekonomilerde işi sadece sigorta şirketlerinin direkt kanallarına müşteri yaratmak olan (lead generation) Aggregator adını verdiğimiz özel kuruluşlar var. Bugüne kadar Dünya’da herhangi bir ülkede, Kamu aracılığı ile işletilen aggregator platformunun olduğu bir örnek ben duymadım, bilmiyorum. Ama çözüm kötü mü? Hayır. Zaten Dünya’nın gittiği satın alma trendi olan:  “karşılaştırılarak satın alma’nın” platformu şimdilik Trafik poliçeleri için Türkiye’ye özgü olarak Kamu Otoritesi tarafından kurulmuş olacak.

Önemli olanlar:

1- Aracıların komisyonları poliçe birim fiyatlarını aşağı çekme yönünde değerlendirilebilecek mi?

2- Bugüne kadar “zorunlu olduğu ve günlük hayatta sıklıkla ihtiyaç duyulduğu” için en çok adette ve penetrasyonda satılan Trafik poliçesinin, diğer sigorta ürünlerinin de müşteriye satışı konusunda “Aracı ile müşteriyi bir araya getirme faydasının” ortadan kalkmasının diğer ürünlerin satışına olumsuz etkisi ne olacak?

Biraz Kamu yardımı ile olsa da gerçek anlamda Aggregator sistemi ve Sigorta Direkt Türkiye’ye de geliyor. Belki de bu sayede Dünya sigortacılık sektöründeki dijitalizasyona ulaşacağız.

“TEMİZ TAPU” İLE SAĞLAM TAPU VE HÜRRİYET EMLAK İŞ BİRLİĞİ BAŞLIYOR

Sevgili dostlar; aylardır geliştirmek için emek harcadığımız Hürriyet Emlak ve Sağlam Tapu iş birliği ilk meyvesini verdi ve bugün itibariyle Temiz Tapu dönemi başladı. Şimdilik sadece kurumsal Hürriyet Emlak kullanıcıları yani emlakçılar için hayata geçirilen Temiz Tapu; çok yakın zamanda bireysel emlak satıcıları için de hayata geçecek.

Temiz Tapu” aslında Sağlam Tapu’da sunduğumuz sertifika hizmetinin Hürriyet Emlak’a özel olarak geliştirilmiş ve bir filtreleme seçeneğine dönüştürülmüş hali diyebiliriz. Özetle Hürriyet Emlak’ta listelediği gayrimenkullerin “temizliğini” ve “sağlamlığını” potansiyel gayrimenkul alıcılarına göstermek isteyen emlakçılar, listeleme panelleri üzerinden ilgili gayrimenkule ilişkin sertifika isteyebiliyor. Gayrimenkul maliklerinden alacakları muvafakatname ve tapu görüntüsünün tarafımıza iletilmesi sonrası ise avukatlarımız gerekli incelemeleri yaparak sertifikayı hazırlıyor ve bu sertifika ilgili ilana ekleniyor. “Gayrimenkul alıyorum” diyenler gönül rahatlığıyla ilanlara bakabiliyor.

temiz tapu carousel_629x282

Alıcılar ise arama kriterleri arasına Temiz Tapu’yu da ekleyerek almak istedikleri evin güvenilir olduğundan emin oluyorlar. Burada güvenilirden kastımız; araştırmanın yapıldığı an itibariyle evin üzerinde bulunan takyidat; yani haciz, ipotek, SİT alanı şerhi, kira şerhi, aile konutu şerhi gibi şerh ve beyanlar. Örneğin üzerinde Aile Konutu Şerhi bulunan bir gayrimenkulün, gayrimenkul malikinin eşinin de yazılı rızası bulunarak satılması gerekiyor, yazılı rıza alınmamış satışlar ise ileride gayrimenkulün satışının iptaline sebep oluyor. Bu durumda alıcı ödemiş olduğu paranın iadesi için uğraşmak zorunda kalabiliyor. Gayrimenkul alıyorum derken başınıza dert alabilirsiniz anlayacağınız…

Sağlam Tapu’nun bir parçası olan Temiz Tapu; Hürriyet Emlak’taki ilanların temizliğini garanti altına alıyor ve son kullanıcıya inceleme yapılmış, sorunsuz ilanları sunuyor. Temiz Tapu ile sertifikalandırılmış gayrimenkuller ise potansiyel gayrimenkul alıcılarının bütün birikimlerini ileride sorun yaratabilecek bir gayrimenkule harcamasını baştan önlüyor diyebiliriz. Bu sebeple gayrimenkul alıyorum diyorsanız bayinizden, yani emlakçınızdan ısrarla isteyiniz demekte fayda var. J

Yakın zamanda bireysel satıcılara da yani gayrimenkul satıyorum diyenlere de sunulacak olan Temiz Tapu; sektördeki güvensizlik sorununu ortadan kaldırıyor ve potansiyel gayrimenkul alıcıları için neredeyse gayrimenkulün oda sayısına, metrekaresine, nemine ve rutubetine bakmaktan çok daha önemli bir kriter diyebiliriz. Nasılsa başıma gelmez diye düşünmemekte fayda var zira geçmişte benim bile başıma gelmişliği var. J

O yüzden bırakın gayrimenkulünüz sağlam, tapunuz temiz olsun; başınızın ağrısı az olsun…

FU’dan Sigorta Sektörüne Yeni Bir Hizmet: KTT Temini

Ölümlü/yaralanmalı trafik kazalarında kanun gereği,  Trafik Kazası Tespit Tutanaklarının kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.

Söz konusu tutanakların sigorta şirketlerine ulaşması çeşitli nedenlerle zaman almaktadır. Bu dönemde açılan muallak hasar rezervleri, geçmiş yıllar istatistiklerine göre hesaplanmaktadır.

Gelecekte ödenecek bir hasarın, geçmiş dönem istatistikleri ile rezerv olarak ayrılması da istatistiklerde method farklılıklarından kaynaklanan nedenlerle tartışmalara yol açabilmektedir.

Örnek: Türkiye geneli ölüm ile sonuçlanan kaza istatistikleri ile gerçekte kaza sonucu ölüm istatistiklerinde ciddi farklar yer almaktadır. Bunun da temel nedeni kaza sonucu yaralanan ve tedavi gören kişilerin ölüm istatistiklerinin, kaza yerine  solunum yetmezliği, kalp durması vb gibi farklı sebeplere dayalı olarak kayda alınmasıdır.

İstatistiklerin farklı raporlanması ve yorumlanması da kamu otoritesi ile sigorta şirket yöneticilerinin yaptığı hesaplamalarda farklı sonuçlara ulaşılmasına ve hatta Trafik Sigortalarının fiyatlanmasına etki ederek tartışmalara ve hatta tüketici memnuniyetsizliğine yol açabilmektedir.

FU, söz konusu kaza tespit tutanaklarını, Türkiye geneline yaygın ağı ile kazanın meydana gelmesinin ardından çok kısa sürede temin etmekte ve sigorta şirketlerine ulaştırmaktadır.

Böylece sigorta şirketleri belgeye dayalı rezerv ayırmakta ve geçmiş yıl istatistiklerinden yola çıkılarak hesaplanan rezerv değişimlerinden hem sigorta şirketlerinin ve mağdurların hem de kamu otoritesinin olumsuz etkilenmemesine dönük belge/veri sağlamaktadır.

KTT’lerin süratle temin edilmesi ile sigorta şirketleri “bedeni hasarlarda karşılıklarını (rezerv)” belgeye dayalı ve tartışmaya yer vermeksizin ayırabilmektedirler.

FU’nun Sigorta Sektörü’nün kullanımına sunduğu bu hizmet ile;

  • Mağdurların ve/veya yakınlarının mağduriyetlerinin, aracıların eline düşmeden ve doğru ödenmesi, vatandaşların suistimal edilmeden veya kandırılmadan doğru bilgilendirilmesi ve şirket finansalları açısından da muallak karşılıklarının doğru ayrılarak ödemenin yapılması ve genel toplamda ödeme / karşılık dengesinin sağlanması amaçlanmaktadır.
  • Trafik poliçelerinin fiyatlanmasına baz teşkil eden veriler varsayıma değil, gerçeğe dayalı olacağından tartışmalara son vermektedir.
  • Bu bağlamda gerekli evraka ulaşım, doğru ve daha önemlisi mağduriyeti ortadan kaldırmak için hızlı (Yeni Yasa’da yer alan 15 günlük süre içinde) değerlendirme yapabilmek adına önem arz etmektedir. Bu sayede Sektör proaktif bir yaklaşıma geçebilecektir.

Three Letters

One of my colleagues, with whom I worked together during 1998-2003 in insurance market once told me a story:

The previous CEO gives the new CEO three sealed envelopes, and tells him to open them at times when he starts to feel desperate. The new CEO, who opens the first letter as soon as he starts the job sees the phrase “Criticize the previous management”, and does as told. One year passes, and he opens the second letter which reads: “Tell them what you plan to do in the future”. Another one or two years pass, and he opens the last letter: “Prepare three sealed envelopes for the next CEO”.

Long story short.

We had set the target of becoming one of the top ten companies in the market at TEB Sigorta where I started as CEO in March 2005. After three tough years, I had the pride of leading the team which successfully sold the company to Zurich Financial Services in 2008 with the second highest multiplier at the in the Turkish insurance market.

I know that ZFS had applied all the evaluation and audit methodologies they apply anywhere else when they were acquiring TEB Sigorta. During the three years between 2005-2007, TEB Sigorta has both been among the top 5 in terms of growth and reached the highest ROE ratios among its peers. ZFS gave two offers as it is the custom in such transactions. One non-binding offer, and one binding offer according to the results of the due diligence. After the studies of the international auditing companies, actuarial consultancy teams and Zurich’s own experts, the company’s financials were soo good that, there was no difference between the binding and the non-binding offers, and so the company was sold with the second highest multiplier in the market. I am still proud to have led the team that has produced those results.

In 2008, there was the company’s acquisition process and naturally the rebranding and costs of Zurich integration. In 2009, as can be seen from Zurich Sigorta A.S. financials which can be monitored on TSB (Turkish Insurance Association’s web page), the company was the second best in the market in terms of technical profit and had pretty decent results in terms of financial results. In 2010, there was a loss due to 5 large losses that came one after another. In February 2011, after my 3-year contract expired, I left my duty at Zurich Sigorta for a new entrepreneurial adventure.

The company’s market share was 2.04% at the end of 2009 and 1.94% at the end of 2010. 

I had the honor of opening 5 Zurich HelpPoint Centers which are now being copied by many companies in the market. I also had the privilige of implementation of the new core insurance software phase by phase starting from 2008, for which we had spent considerable resources and money. Finishing TEB Sigorta-Zurich integration 6 months prior to planned deadline, winning the Zurich Starz award in only our second year with innovative technological infrastructure and applications which no other company in the group had at the time, achieving the highest employee satisfaction score among 160 companies in the global employee satisfaction survey were also among the priviliges we had at the time (no such absurdities as 50% increase between two consecutive years!).

By the way, I was the one who insisted that the life company that the bank will be working with should transfer personal accident policies to Zurich. I see the effects of this personal accident production in the company’s technical profitability specially during the last four years. It may be monitored on official statistics (open to public) that life company’s growth is very strong via bank channel. I am glad that I had insisted.

I am delighted to see the successes of the companies that I have worked at in later years with their new managers. However, going back to the letter story at the start of my post, I watch with astonishment, confusion, sadness, those who are still stuck in the first letter with their untrue and unnecessary statements about my term at the company, where they are preparing to open the third letter…

 

3 Mektup

Sigorta Sektörü’nde 1998-2003 döneminde birlikte çalıştığım çalışma arkadaşlarımdan bir tanesi bana bir hikaye anlatmıştı.

Göreve yeni başlayan Genel Müdüre bir önceki Genel Müdür 3 adet kapalı zarf vermiş ve bunları belirli aralıklarla, çaresiz hissetmeye başladığında aç demiş. İlk mektubu göreve başlar başlamaz açan yeni Genel Müdür mektupta; “Bir Önceki yönetimi kötüle…” ifadesini görmüş ve söyleneni yapmış. Aradan bir yıl geçmiş, ikinci mektubu açmış; “geleceğe dönük neler planladığını anlat” ifadesini görmüş. Bunun da üzerinden 1-2 yıl geçmiş son zarfı açmış, onda da “bir sonraki gelen Genel Müdüre verilmek üzere üç zarf hazırla” deniliyormuş.

Kıssadan hisse.

2005 yılının Mart ayında başladığım TEB Sigorta Genel Müdürlüğü’nde ekip olarak kendimize 5 yıl içerisinde sektörün ilk 10 şirketi arasına gireceğiz hedefi koymuştuk. Zorlu geçen 3 yılın ardından 2008 yılında Türk Sigorta Sektörü’nün en yüksek ikinci çarpanı ile şirketimizi o dönem Dünya’nın en büyük sigorta şirketlerinden Zurich Financial Services’e satma başarısı gösteren ekibin liderliğini yapma gururunu yaşadım.

ZFS’nin de TEB Sigorta’yı satın alırken Dünya genelinde uyguladığı ölçme, denetleme, araştırma methodlarının hepsini M&A öncesi uyguladığını yakından biliyorum.

2005-2007 döneminde 3 yıl boyunca TEB Sigorta hem büyümede ilk 5 içinde oldu hem de ölçeğine göre ROE karlılığında en yüksek oranları yakaladı.

ZFS bu tür satın almalarda uygulana geldiği gibi iki teklif verdi. Bağlayıcı olmayan teklif ve due diligence sonrası çıkan sonuçlara göre bağlayıcı teklif. Uluslararası denetim firmaları, aktüeryal hesaplamalar yapan danışmanlık ekipleri ve Zurich çalışanlarından oluşan uzmanlar ekibinin çalışmalarından sonra, şirketin finansalları o kadar iyiydi ki,  bağlayıcı olmayan ve bağlayıcı teklifler arasında herhangi bir fark oluşmadı ve şirket sektörün en yüksek ikinci çarpanı ile satıldı.

Böyle bir sonuç üreten ekibe liderlik etmiş olmanın gururunu hala yaşıyorum.

2008 yılında şirketin satın alınma süreci ve doğal olarak rebranding ve Zurich Grubu’na entegrasyon harcamaları oldu. 2009 yılında Zurich Sigorta A.Ş. TSB verilerinden de görülebileceği üzere teknik karlılık oranında sektörün en iyi ikinci şirketi idi ve mali karlılıkta da gayet iyi sonuçları vardı. 2010 yılında peş peşe meydana gelen 5 büyük hasardan dolayı sene sonu zarar açıklandı. 2011 Şubat sonunda da 3 yıllık anlaşmamın bitiminde Zurich Sigorta da ki görevimden yeni bir girişim macerasına girmek üzere ayrıldım.

Şirketin pazar payı 2009 sonunda %2.04 ve 2010 sonunda %1.94 idi.

Şu anda pek çok sigorta şirketinin kopyaladığı Help Point hasar merkezlerinin 5 tanesini açmak bana nasip oldu. Son 3 yılda ciddi kaynak ve bütçe ayırarak geliştirdiğimiz ve halen kullanıldığını bildiğim yeni sigortacılık yazılımının 2008’den başlayarak faz faz hayata alınması da bana nasip oldu. Zurich’in TEB Sigorta A.Ş.’ni entegrasyon projesini planlanandan 6 ay önce bitirmek, Zurich Grubu içerisinde verilen Zurich Starz ödülünü henüz ikinci yılında o dönem grupta bile olmayan teknolojik alt yapısı olan yenilikçi uygulamalarla ile almak, görev yaptığım 3 yıl boyunca iki defa katıldığımız Grubun içerisinde Çalışan Memnuniyet Anketi’nde 160 ülke içerisinde İsviçre ile birlikte en yüksek başarıyı yakalamak bize nasip oldu. (Yıllar içerisinde iki yıl arasında %50’lik artış gibi absürd gelişmeler olmadı)

Bu arada Bankanın dağıtım kanallarında çalışacak hayat şirketinin keseceği tüm ferdi kaza poliçelerinin Zurich Sigorta A.Ş. ne devredilmesine dönük Zurich’in yaptığı anlaşma maddesinde de benim ısrarım var. Şirketin son 4 yıllık teknik karlılığında, TSB rakamlarından görüleceği gibi, aynı banka dağıtım kanalında çalışan hayat şirketinin çok ciddi büyümesinden anlaşma gereği Zurich Sigorta’ya yansıtılan Ferdi Kaza üretimlerinin büyük etkisini görüyorum. İyi ki ısrarcı olmuşum.

Emek harcadığım tüm şirketlerin sonraki yıllarda yeni yöneticileri ile başarılarını görmekten mutluluk duyuyorum. Ancak; yazımın başındaki mektup örneğinden yola çıkarak, Şirkette görev yaptığım döneme ilişkin, yapılan gereksiz, doğruyu yansıtmayan beyanatlarla; artık 3. Mektubunu açmaya hazırlanan kişilerin hala 1. Mektupta takılıp kalmış olmalarını şaşkınlık, hayret ve üzüntüyle izliyorum…

4. Sanayi Devrimi ve Çocuğumun Mesleği

Zaman zaman, özellikle oğlum bana şu soruyu soruyor: Baba Büyüyünce Ben Hangi Mesleği Seçeyim?

En basit örneği: “Akıllı bir buzdolabının, o anda içerisinde bulunan yiyeceklerden eksik olanları, en yakın marketin bilgisayarındaki “sipariş alma” programına sipariş etmesi” şeklinde özetlenebilecek 4. Sanayi Devrimi’nin insan hayatına doğrudan etkileri olacak.

Çocuklarımızın geleceğe hazırlanmasında Makine’den, Makine’ye iletişimin gerçekleşeceği, üretim süreci içerisinde neredeyse hiç insan emeğinin kalmadığı, yeni sanayi yapısının yakın geleceğe etkilerini bugünden öngörmek ve ona göre hareket etmek gerekli.

  • Buhar Teknolojisinin kullanılması; 1. Sanayi Devrimi,
  • Elektriğin sanayide kullanılması: 2. Sanayi Devrimi,
  • Bilgisayar Teknolojilerinin kullanılması: 3. Sanayi Devrimi,

Olarak adlandırıldı.

  1. Sanayi Devriminde Bilgisayar sistemlerine insanlar komut ediyordu. 4.Sanayi Devriminde ise akıllı makinelerden, süreç içerisinde her adımda birbirleri ile “konuşan” makinelerden bahsediliyor.

Bu yeni sanayi devrimi günlük hayatımızı nasıl etkileyecek? Sizin yerinize arabayı kullanan sürücüsüz arabaların yeni şoförleri bilgisayarlar, trafik sinyalizasyon sistemi ile entegre olarak trafikte hareket edecekler. Sevdiğiniz oda sıcaklığına göre cep telefonlarınızın komutu, siz daha ulaşmadan ofisinizdeki havalandırmayı çalıştıracaklar. Üretimde gerekli ürünün imalatında; tasarımdan, ara mal siparişine, üretime ve belki de Dünya’nın neresinde bu mala ihtiyaç olduğuna kadar bütünleşik süreçleri insan eli, aklı değmeden makineler tamamlayacaklar.

Görünen o ki; günümüzde dijital teknolojinin insan emeği ile işbirliği ile gerçekleştirdiği süreçlerde, yakın gelecekte 4.Sanayi Devrimi sonrası insan emeğine ihtiyaç kalmayacak.

Gelecekte insanlar ne iş yapacak?

Ya süper eğitilmiş ve söz konusu akıllı makineleri tasarlayan beyinler olacaklar.

Ya da fiziki güç gerektiren çok basit işlerde görev yapabilecekler.

Aradaki iş gücüne gerek kalmayacak. Elbette spor, müzik, sinema, moda tasarım gibi yaratıcılık gerektiren işlere devam.

Bugün iş yerime gelirken radyoda dinlediğim bir haber ilginç geldi. Bulgar Devleti, yabancı istihbarat saldırılarından korunmak için bazı tutanakları bilgisayar yerine, tekrar daktilo ile yazmaya karar vermiş. Benzer şekilde acaba, 4. Sanayi Devrimi insan emeğini tamamen minimize edecek diye, sanayi teknoloji seviyemizi 3. Sanayi Devriminde tutmaya gayret ve ısrar mı etsek?

Olmaz tabi.

Suyun akışına ters yönde kürek çekmek ile yorulmak ve yıpranmaktan öte gidilemez. O zaman büyüyünce benim çocuğum hangi mesleği seçmeli ve belki de bugünden hazırlanmalı?

Ya kendisini çok çok iyi yetiştirsin, ya emek kuvveti kullanabilen fiziki yapıya ulaşmayı hedeflesin ya da yaratıcılık ve sanat ile ilgili bir alan seçsin. Çünkü Dünya bu yöne gidiyor…

Sevindirmeyelim

Çocukluk ve gençlik yıllarımı geçirdiğim Ankara’daydım bugün. Ablam ile birlikte, geçtiğimiz günlerde içimizi yakan terör olayının gerçekleştirildiği yere gittik ve günlük hayatlarını sürdürürken, hiç beklemedikleri anda hain bir patlama ile hayatlarını kaybedenlerin anısına birer kırmızı karanfil bıraktık, içimiz buruk.

Terörün bizden yapmamızı istediğini vermeyelim. Dikkatli olalım ama, korkmayalım. Günlük hayatlarımızı yaşamaya devam edelim. İnadına, bizlere yakışan şekilde…

TSB (Türkiye Sigorta Birliği) İletişim Atağına Geçmeli

Bir süredir Trafik sigortalarındaki,  “ne seviyede sonuçlanacağı öngörülemeyen” bedeni hasar tazminatlarından ve mevcut primlerin bu hasarları karşılayamamasından kaynaklı, şirket zararlarını azaltmaya dönük, alınan tedbirleri içeren tartışmaları izliyorum.

TV ve radyolarda sigortacılıktan anlamayan veya anladığını zanneden insanlar çıkıp, neredeyse bütün günahı sigorta şirketlerine yıktılar. Halen de bu yönde yayınlar devam ediyor.

Hemen herkesi tartışmanın içinde duydum. Sigorta Şirketlerinin yöneticileri hariç.

Senelerdir zarar artarak taşınıyordu. Özellikle tazminat hesaplama yönteminde bir örnekliğe gidilsin isteniyor ve fakat hiç gelişme olmuyordu.

Artık sermayedarların da “yeter” dediği noktaya gelindi ve tedbirler alınmaya başlandı.

Fakat birilerinin çıkıp kamuoyuna bunu, bir iletişim stratejisi çerçevesinde anlatması lazım.

Sigorta şirket yöneticileri böyle bir sorumluluğu almaları durumunda tek tek Şirketlerinin hedef alınacağını öngörüp, sessiz kalmak isteyebilirler.

İşte TSB (Türkiye Sigorta Birliği) tam da bugün lazım.

Sektörün sesi olmalılar. Sadece Kamu otoritelerine değil, yasama’ya, yargıya kısaca kamu oyuna bu sorunu anlatmaları ve çözüm yollarını da önermeleri gerekir.

Geç bile kalındı, fakat zararın neresinden dönülse kar’dır.