Kendine Güven

Nedense “kendine güven” tabirinin  ingilizce yazılışı ve okunuşu bana hep sempatik gelmiştir.  “Self confidence”

Kendine güven hayatın zorluklarına karşın, kendine saygı keyfiyeti olarak tanımlanabiliyor.

Kendine güven ile ilgili kötü haber, bunu başarmak uzun ve zorlu bir süreç gerektiriyor. İyi haber ise, kendine güven uygulama ile öğrenilebiliyor ve hatta bir adım ileri gidilirse, mükemmellik için kişisel bir taahhüt haline geliyor.

Bugün bir kahve sohbeti sırasında  iş/işyeri değiştiren arkadaşlarımdan bir tanesi, yeni iş yeri ve görevinde neler yapılması gerektiği ile ilgili fikirlerimi almak istedi.

İlk yorumum, “kendin gibi ol” oldu.

“Ekipteki istisnasız herkes, kendi gibi olmayanı hemen anlar ve içten olmamak yönetimde ve ilişkilerde en büyük zaafı yaratır.” Dedim.

İş hayatında, insanların başarılarına katkısı olur düşüncesi ile büründükleri, belki de bir rol modelin etkisi ile bir başka kişilik oluşabiliyor. Bu kimlik süreç içinde gerçek kimlikle çatışır hale gelebiliyor.

Kişilik çatışması önce kabuğunu aldığı insanı zorlamaya başlıyor ve zamanla da iş ortamında güvensizlik ve karmaşa yaratabiliyor.

Sanıyorum, kişilik zayıflıklarını saklamaya dönük bir maske bu.

Zaafları saklamaya çalışmak ve bunun için bir maske takmak  yerine olduğun gibi davranmak ve zaaflarla barışık yaşamaya çalışmak sadece kendimize güveni artırmakla kalmıyor, söz konusu kişiyi “sempatik” te kılıyor. Çünkü, insanın insan olmaktan kaynaklı zaafları var ve onları saklamaya çalışmamak diğer insanlara sıcak ve samimi geliyor.

Maske takmak, farklı bir kişiliğe bürünmek biraz insanın kendine güven azlığından ve biraz da kendisine” yeni bir marka yaratmak isteğinden” kaynaklanabiliyor.

Galiba işin özü “kendine güven” de yatıyor.

Kendisine güvenmeyen insanla hiç birlikte çalıştınız mı?

  • Kendi yaptıklarından emin olmadığı için, başkalarının yaptıklarına da güven duymayan,
  • Hiçbir şeyi beğenmemeyi bir yönetim tarzı olarak, sanki iyi bir şeymiş gibi kendisine görev edinen,
  • Çevresini sürekli kritik eden.
  • Çevredeki her şey kötü olduğu için kendi yaptıklarını aşırı önemseyen, sahte bir megalomanlık sıfatını yüklenen,
  • İçerikten çok, şekillerle ilgilenen,
  • Kendi gibi olmayan, kendi gibi olmadığının çevresindeki herkes tarafından kısa zamanda anlaşılacağını fark etmeyecek derecede farklı bir dünyada yaşayan,

tarzda insanlar.

Sonuç ne mi oluyor?

Eğer bu kişi yönetici ise ekip kısa zamanda çözümü buluyor. Doğru yanlış her değerlendirmede; “siz bilirsiniz”, “siz nasıl isterseniz öyle yapalım”, diyerek, yöneticinin yanılgılara düşmesini engellemeye çalışmıyorlar. Organizasyon içi oto-denetim mekanizması çalışmıyor.

Siz kendiniz gibi olun. Zaaflarınızla birlikte yaşayarak sempatik olmaya ve fakat kendinize güvenmeye devam edin.

Bence doğrusu bu…

“Kendine Güven” için bir yanıt

  1. Karşı Tez:

    Kendine güvenmeyen insanların sahip olduğunu düşündüğüm bazı özelliklerini aşağıda karalamaya çalıştım. Naçizane düşüncelerim gözlemlerimden ibarettir. Dolayısıyla, sakın ola ki “Benzer şeyleri ben de yaşıyorum. Acaba benim de mi kendime güvenim yok?” demeyin 🙂 Yüksek özgüvene sahip olan birçok kişinin bile benzer duyguları zaman zaman yaşadığını düşünüyorum.

    1- Bu tür insanlar genelde kibar olurlar. Diğer insanlarla iyi geçinmeye çalışırlar. Bunun asıl sebebi ise diğer insanlarla çatışmaktan korkmalarıdır. Yani kendilerine güvenlerinin olmamasıdır.

    2- Bu tip insanların bir başka özelliği ise kuşkucu olmalarıdır. Yani kesin konuşmayı sevmezler. Çünkü söylediklerinin doğru olmama olasılığı ve neticesinde düşeceklerini düşündükleri kötü durum bu insanları korkutur. Dunning-Kruger sendromunu duymuşsunuzdur. Bu sendromu yaşayan kişilerin çoğu kendine güvenmezler.

    3- Kendine güvenmeyen insanların empati yapma yetenekleri gelişmiştir. Nasıl mı? Tersten anlatmak gerekir. Şöyle ki; kendine güvenmeyen insanların kuşkucu olduğunu söylemiştik. Kuşkucu insanlar varsayımlar üzerinden yargıya varmazlar. Yani önyargılara kolay kolay kapılmazlar. Hatta hatta herhangi bir konuda kesin yargıya varmaktan çekinirler. Dolayısıyla yargıya varmak ya da varmaya çalışmak için tüm bakış açılarını değerlendirirler. Objektiflikte sınırları zorlarlar. Bu yaklaşım tarzı ise ancak, kişiler ya da kişilerin davranışlarıyla ilgili olarak yapacakları değerlendirmeleri (ki değerlendirmelerinin nihayete varmaması da ihtimal dahilindedir) azami ölçüde empati yapabilmeleriyle mümkün olur.

    4- Bu tür insanlar yukarıdakilerden de tahmin edileceği üzere inisiyatif almaktan çekinirler. İnisiyatif aldıkları durumda yaşanması muhtemel en ufak kriz kâbuslarıdır. Kendi verecekleri karardan emin olamadıkları için özgüven sahibi kişilerin düşüncelerinden etkilenmeleri daha muhtemeldir.

    5- Birçok insan için yalan söylemek, kendini olduğundan farklı göstermek daha kolay olabilir. Ancak kendine güvenmeyen insan için ise en kolayı dürüst olmaktır. Bundan dolayı kendileriyle ilgili zaafları açık yüreklilikle dile getirirler. Diyorum ya bu insanlar diğer insanlara göre, küçük düşmekten (aslında sadece bu olasılıktan bile) çok daha fazla korkarlar. Bu durumda dürüst olarak, en azından ilk ağızdan zaafları söylemekten çekinmemek, olasılıkları sıfırlayarak rahatlamalarına yardımcı olur.

    6- Kendine güvenmeyen insanların bir ortak özelliği de, genel olarak sevilen kişiler olmalarıdır. Çünkü onlar dürüsttür. Kibardır. Herkesle iyi geçinmeye çalışırlar. Etrafınızda kendisine güveni olmadığını düşündüğünüz bir kişiyi aklınıza getiriniz. Ne iyi çocuk! Değil mi?

    7- Kendine güvenmeyen insan kendisini acımasızca eleştirmekten alıkoyamaz. Çünkü kendisini her zaman yetersiz, ve diğer insanları da bir o kadar üstün görür. Diğer insanları kritik etmez mi? Tabii ki eder. Ama dedik ya objektifliğin sınırlarını zorlar. Keşke kendilerine de biraz olsun objektif davranabilselerdi…(paradoks)

    8- Özgüveni olmayan insanların başka bir özelliği ise özgüven ve kibir arasındaki ince çizginin bilincinde olmamalarıdır. Bu yüzdendir gereğinden fazla mütevazılıkları.

    Sonuç:

    İş ortamı ve içinde barındırdığı entrikalarla dolu çalışan (çalışan-çalışan, çalışan-yönetici, yönetici-yönetici) ilişkileri insanları doğal davranmaktan uzak bir yaklaşım sergilemeye itiyor. Doğal davranmaya çalışan, zaaflarıyla barışık, özgüven sahibi ya da değil, kişilere ise cezayı kesiyor. Çalışanlara, “oyun”u kuralına göre oynamalarından başka seçenek bırakmıyor. Dolayısıyla siz siz olun, KENDİNİZE GÜVENİN! ya da zaaflarınızı çaktırmamaya çalışın.

    Hürmetler

    Not: Yazımda geçen 2. çoğul kişi okuyandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.