Bekleme, Sen de Yap

Covid 19 virüsü nedeniyle evlerimize kapandığımız ilk günlerde gıda ve hijyen dışında kimse bir şey satın almaz oldu. Evde kalma süreleri uzadıkça farklı ihtiyaçlar da akla gelmeye başladı.

Yeni iş yapış tarzları ortaya çıktı.

Emeğe dayalı işler neredeyse durdu ama on-line işler ve dağıtım kanalı olan kurumlar iş yapmaya devam ediyor.

  • Neredeyse hiç kimse kağıda baskılı gazete almazken, on-line haber siteleri tıklanma rekorları kırıyor.
  • Youtube üzerinden tek kişilik, yayın yapan gazeteciler izlenme rekorları kırıyorlar.
  • Bütün marketler kapanırken, on-line marketler dağıtım ordusunu artırmak için binlerce kişiyi işe alıyorlar.
  • Görüşmeler toplantılar uzaktan zoom, skype, whatsapp ile yapılıyorlar.
  • Müzeler on-line geziliyor, tiyatro eserleri on-line sergileniyor.
  • Sanatçılar evden instagram üzerinden konserler veriyor.
  • Ödemeler on-line, temassız, ATM’ler aracılığı ile yapılıyor.
  • Bilindik bir konfeksiyon markası, uzaktan hazır gıda satışı yapıyor.

 

Günlük hayatımız gibi iş hayatımız da değişiyor. Yeni iş modelleri kuruluyor ve bunlar kalıcı olacaklar.

İki türlü iş yapış tarzı var:

  •  Krizden nasıl çıkacağız? diye karalar bağlayıp, aksiyon almadan bekleyenler.
  • Hızla aksiyon alıp yeni duruma ayak uyduranlar.

Geçmişte, Linkedin üzerinden “Finansal Güvence Danışmanı unvanıyla” önce bağlantı kurup hemen ardından da gönderdikleri mesaj ile yüz yüze görüşme talebinde bulunan  arkadaşlardan bir tanesi, dün akşam yine görüşme talebinde bulundu ama bu kez mesaj şu şekildeydi:

“Öncelikle bağlantı isteğimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Ben … şirketinde, finansal güvence danışmanı olarak hastalıklar, yaşamsal riskler ve birikim modellerimiz ile ilgili çalışmalar yürütmekteyim. İçerisinde bulunduğumuz küresel salgından dolayı farkındalık adına sizinle dijital platformlar aracılığıyla yüz yüze görüşmek isterim. süreci detaylandırmak adına 20-25 dk’lık bir toplantı (zoom. skype, whatsapp 🙂 )için bana zaman ayırabilir misiniz? Değerli geri dönüşlerinizi bekler, sağlıklı günler dilerim.”

Yeni ortama uyum süresine, hemen aldığı aksiyonuna bayıldım.

Ya da kullandığım araca ait bir servisinden gelen;

“Aracınızın bakım zamanı gelmiştir. Maskeli ve eldivenli valelerimiz ile adresinizden aracınızı  teslim alıp, bakımını yaptıralım. Üstelik hediye olarak aracınızın içini dezenfekte edip yine adresinize gönderelim”

iş modeli de güzel bir örnek değil mi?

Ya da;

Bir Grup Doktor’un, “Sanal Hastane” adı altında biraya gelerek, salgın hastalık ortamında hastaneye gitmekten çekinen kişilerin sorularını gönüllü olarak cevaplandırmaya başlamaları.

Ben sigortacılıktan örnek vereyim, siz kendi sektörünüze uyarlayın.

Bu dönemde,

  • Bireysel ve ticari sigorta ürünlerinin satışında da online çözüm yolları, müşteriler ile zoom. skype, whatsapp üzerinden görüşmeler yapılması, youtube ve instagram üzerinden ürün tanıtıcı sunumlar yapılmalı mı?
  • Satış kanalları acenteler ve brokerlar’a bu alanlarda nasıl satış ve görüşme yapabilecekleri örneklerle anlatılmalı mı?
  • Şirketlerin “Sigorta Direkt”‘leri hizmete alınmalı mı? Bu kanala müşterilerin yanı sıra acentelerin, broker’ların da erişimi sağlanmalı mı?
  • Banka dağıtım kanalları içerisinde online iş süreçlerinin içerisine, örnek; internet şubelerine on-line sigorta satış adımı olarak veya ATM’lere bir “pop-up” olarak yerleştirilmeli mi?
  • Teklifler, poliçeler, tahsilat makbuzları, bilgilendirme formları dijital ortamdan müşteriye ulaştırılmalı mı? (Hala ulaştırılmıyorsa)
  • Tahsilat el değmeden temassız kredi kartı veya havale-eft ile gerçekleştirilmeli mi?
  • Genellikle evde oturmaktan sıkılmış, zamanı normal dönemlere göre daha fazla olan müşterilere sigorta konusunda dijital kanallardan ulaşılmalı ve bilgi verilmeli mi?
  • Ürünlerin tanıtıldığı, anlatıldığı youtube, instagram hikayeleri eğlenceli şekilde, sosyal medyada paylaşılmalı mı?

Yoksa, ne kadar süreceği henüz belli olmayan bu karantina döneminde; kara kara düşünüp, “ne olacak bu işin sonu?” diye beklemeye mi devam etmeliyiz.

Evde kaldığımız bu dönemde müşteriler kadar, sizlerin de yeni bir şeyler yapmaya, planlamaya, uygulamaya zamanınız var.

Hadi Sigorta Sektörü, Tam Zamanı 2

“Hadi Sigorta Sektörü, Tam Zamanı” başlıklı yazım çok kısa sürede ses getirdi galiba….

Başta lider şirketler olmak üzere, sağlık sigortası şirketleri Covid19 tedavisine ilişkin istisnaları uygulamayacaklarını açıklamaya başladılar.

Açıklamalar Kamuoyu yerine, hastanelere veya doğrudan müşterilere gönderilen yazılar yolu ile yapılıyor.

Ben, şirket sözcülerinin basın karşısına çıkarak veya Basın Bülteni göndererek bu olağanüstü güzel gelişmeyi çok daha fazla kişiye ulaştırmaları gerektiğini, bu duyurunun sadece kendi şirketleri değil Sektörün algısında da pozitif etkiler yaratacağını, düşünüyorum.

Bu dönemde virüs ve/veya virüsün yol açtığı olağanüstü durum nedeniyle sigorta sektöründe yaşanabilecek nispeten düşük hasar/prim seyrinden hiç kimse, bu senenin sonunda “kar ettim” diyemez. Dememeli. En azından bu dönemde olağanüstü durumdan elde edilecek artı değer kadar hem müşterilere hem de müşteri olmayıp Covid19’dan etkilenecek sigorta paydaşlarına  destek sağlanmalı.

Sigortacılık çok uzun soluklu bir iştir. Bugün ihtiyaç zamanında yapılacak güzel işler, geleceğe mutlaka ama mutlaka artı etki yapacaktır. Tam tersi, bir şeyler yapmamak da eksi etkileyecektir.

Şimdi gelelim diğer bir konu ve önerilerime;

Hayat Dışı sigortacılık sektöründe üç branş vardır ki toplam senelik prim üretiminin %60’dan fazlasını oluşturur. (Bütün Dünya’da aşağı yukarı böyledir.)

Bunlar Kasko, Trafik (Zorunlu) ve Sağlık branşlarıdır. Rekabete, fiyat duyarlılığına çok açıktır. Fiyattaki bir kuruşluk indirim sigorta şirketine üretim olarak anında geri döner.

Tahsilat sorunu çok azdır çünkü müşterinin gerçekten ihtiyaç duyduğu ürünlerdir ve müşteri primini mutlaka ödemeye çalışır.

Bununla birlikte, sadece Türkiye’de değil Dünya’da da kar elde edilmesi en zor üç branştır. Ama sigorta şirketleri bu üç branştan da kolay kolay vazgeçemezler. Vazgeçmek demek sektör prim üretiminin %60’dan fazlasından pay almamak demek, küçük kalmak demek, hızlı nakit akışından faydalanmamak demektir. (İstisna bir iki şirket var)

İlki, 11 Mart 2020 tarihinde açıklanan Covid19 hastalığına ilişkin insanlar hızla evlerine çekildiler ve çekilmeye de devam ediyorlar. Devlet ve sağlık çalışanları hastalığın yayılma hızını düşürmeye çalışıyor. Bu dönemde araçlar park edilmiş şekilde duruyor, hareket etmiyorlar. Trafiğe çıkan araç sayısında %80-90 azalma var.

Türkiye de trafikte seyreden yaklaşık 23 milyon motorlu araç var. Bu araçların 6 milyonunda (otomobil 4.288.000) Kasko ve yaklaşık 19 milyonunda da Trafik poliçesi (Zorunlu) var.

Aynı Sağlık poliçeleri ile Özel Hastaneler arasındaki ilişkiye benzer şekilde, Kasko sigorta poliçesi sahipleri ile Yetkili Servisler arasında da benzer bir karşılıklı ilişki var. Yetkili servisler yıllık bakım dışında tamir onarım gelirlerinin %80-90’lık kısmını sigorta şirketlerinden kazanırlar. Çünkü ancak (istisnalar hariç) kaskosu olan kişiler, araçları hasarlandığında yetkili servise gidebilirler. Yetkili serviste araç tamir ve onarımı yaptırmak aynen özel hastane de tedavi olmak gibi, ağır bir maliyettir.

Ama yetkili servisler kasko sigortası teminat kapsamından istisna edilirlerse de sigorta şirketleri kasko poliçesi satmakta zorlanırlar.

İnsanların evlerine çekildiği bu dönemde araçlarda hasar olma olasılığı da çok düşmektedir. Trafik poliçelerinde ise Bedeni hasar olma olasılığı daralmaktadır. Çünkü, kimse trafiğe çıkmıyor, çıkamıyor.

Bu demektir ki, sene sonunda bu dönem için sigorta şirketleri daha önce yazdıkları sigorta poliçelerinden bekledikleri ve öngördüklerinden daha fazla kar edecekler.

Peki böylesi tüm toplumu ilgilendiren bir dönemde, toplumun bu sıkıntılı günlerinde “ilave kar ettim”demek doğru mu? Bence değil.

Ne yapmak lazım?

Benim aklıma gelenler:

  • Elde edilmesi muhtemel artı kar tutarı kadar sigorta şirketlerince topluma destek verilebilir. Ne yapılabilir? Devlet’in yetkili organlarının göstereceği yerlere ilave sağlık tesisi veya donanımı yapılmasında işbirliği yapılabilir.
  • Yetkili servis çalışanlarından bu dönemde işten çıkartılmak zorunda olanların bir süre için maaşlarının belirli bir kısmı veya maktu bir tutar destek sigorta şirketleri tarafından oluşturulacak bir fondan tazmin edilebilir. (Bu konuda güzel bir uygulamayı Anadolu Efes yapıyor: İşsiz kalan eğlence sektörü çalışanlarına, Ahbap Derneği aracılığı ile destek olmak üzere 1 milyon TL’lık bir bağış yaptı.)
  • Sigorta poliçelerinin vadeleri 3 ay uzatılarak, 1 yıl yerine örneğin 15 aya çıkartılabilir. İlave 3 ay için vade ek primsiz uzatılabilir. (Öneri için teşekkürler Suna Özyüksel Hanım)

gibi.

Ne dersiniz, bunları düşünmenin ve açıklamanın da tam zamanı mı?

Hadi Sigorta Sektörü, Tam Zamanı

Bütün Dünya gibi, ülkemizi de etkileyen ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “Pandemi” (Salgın Hastalık) ilan edilen, Covid-19 hastalığı ile mücadelede farklı sektörlerden; başta sağlık çalışanları olmak üzere, hastalıktan etkilenen kişi ve kurumlara destek açıklamaları geliyor.

Türkiye’nin köklü bazı grupları ve de pek çok farklı sektördeki iş insanları (otelini sağlık çalışanlarına açan otelciler, solunum cihazı üretimi yapmak üzere mevcut alt yapısı veya ekibini bu işe kanalize eden kurumlar gibi), yine bir olağanüstü durumda müşterilerinin, Türk insanının yanında olduklarını eylemleri kararları ile gösteriyorlar.

Örnek: Koç Grubu  belirledikleri bazı otellerini, evdeki ailelerinin sağlığı endişesi ile evlerine dönmek istemeyen, sağlık çalışanlarına tahsis ettiler. Grubun insanlar üzerindeki algısı hızla yükseldi.

Bankalar ekonomik yönden müşterilerini destekleyecek bir paketin etrafında toplanıp, “Ben de Varım” diyorlar.

Belediyeler, yardım kuruluşları, yardım kampanyaları düzenliyorlar.

Türkiye’nin en güçlü sektörlerinden Sigorta Sektörü ise, izleyebildiğim kadarı ile “sağlık poliçelerinde yer alan Salgın Hastalık istisnasına sığınıp, masrafları Devlet ödemeyi vaad etti”, açıklamasıyla sessizliğe büründüler.

Her ne kadar Covid-19 (Corona Virüsü) hastalığına ilişkin test ve yoğun bakım ücretlerinin, Devlet tarafından karşılanacağı ilan edilmişse de;

Kendisini hasta hisseden, test ve tedavisini özel hastanelerde yaptırmak isteyen vatandaşlardan, bazı özel hastanelerin ücret talep ettiğini de duymaktayız.

Sigortacılık Genel Şartları’nda, sağlık branşında “Salgın Hastalıklar” istisna tutulmasa da uygulamada ve özellikle ferdi poliçelerde (Grup Poliçesi olmayan) sigorta özel şartlarında aşağıdaki gibi veya benzeri ibareler yer alıyor:

“Resmen ilan edilmiş bulunan salgın hastalıklar, AIDS ve AIDS’e bağlı hastalıklar, istisnadır.”

Geçtiğimiz günlerde, Özel Hastaneler Birliği Başkanı’nı dinleme fırsatı buldum. “Corona Virüs bulaş riski ve de uyarılar nedeniyle diğer hastalıkları olan insanların da Özel Hastanelere gitmediklerini, Devlet’in Corona Virüs tedavisi için verdiği ücretlerin de hastanelerin sabit giderlerini bile karşılamaya yetmediğini, böyle giderse çok kapanan hastane olacağını” ifade etti.

Demek ki, diğer hastalıklar için hastaneye gitmeyen müşteriler sebebiyle, sağlık sigortası hasarlarının düşmesini de izleyeceğiz. (Evde kalın kararı ile karayollarında daha az aracın seyretmesi ve bu durumun kasko ve trafik hasarlarını azaltması gibi)

Tamam, bu dönemde sektörün primleri de olumsuz etkilenecektir. Ama bugün, cesur olma günüdür, müşterilerin yanında olma günüdür.

Tam da sigorta sektörünün de “Ben de buradayım”, deme günüdür.

Türkiye’de yıllık 2-3 milyon arasında özel sağlık sigortası satın alan veya almaya gücü yeten kişi bulunmaktadır. Büyük kısmı çalıştıkları kurumların satın aldıkları “Grup Sağlık” poliçeleri sebebiyle bu sayının içinde yer alabilmektedir.

Sağlık poliçesi sahibi olmak Türkiye şartlarında kolay katlanılabilen bir maliyet değildir. (Son zamanlarda tamamlayıcı sağlık poliçeleri ile bu durum birazcık değişmeye başlasa da.)

Bu 2-3 milyon kişiye ulaşan Sağlık poliçesi sahipleri, özel hastanelerin en büyük gelir kaynaklarıdır. Sağlık poliçeleri olduğu için, özel hastaneye gidip tedavi olabildikleri için, sigorta şirketleri ile özel hastaneler arasında ciddi bir iş birliği gerçekleşmektedir.

Özel hastaneler olmasa sağlık poliçesi satılmayacak, sağlık poliçesi olan bu 2-3 milyon kişi olmasa özel hastaneler büyük ölçüde iş yapamayacaktır. Karşılıklı bir menfaat ilişkisi söz konusudur.

Bu dönemde bazı Grupların ve iş adamlarının yaptığının benzeri bir karar alınsa ve Corona Virüsü ile mücadelede belirli bir tarih öncesi (örnek ilk Corona Virüs vakasının çıktığı 11 Mart öncesi) satın alınan tüm Grup Sağlık ve Bireysel Sağlık poliçelerinde yer alan “Salgın Hastalık istisnasının belirli bir dönem için uygulanmayacağı” açıklanması kamu oyuna; Tüm Sigorta Sektörü adına mesela Türkiye Sigorta Birliği Başkanı veya Sekreteri tarafından yapılsa ne olur?

Bu virüs eninde sonunda sona erecek, bu dönemde sigorta sektörünün imajının güçlenmesine, müşterilerin iyi ki sigorta poliçesi almışım demesine, almayanların pişman olmasına yarayacak bu şekilde bir karar ile özel hastanelerin maliyetlerinin bir kısmına da sigorta sektörü katılsa ne olur?

Eminim ki, Türkiye’de zor zamanda yapılacak bu fedakarlık sigortacılığın algısını pozitif etkileyecek ve daha fazla sağlık poliçesi satışında katkısı da olacaktır. Bu fedakarlığın bir kısmına iyi anlatılırsa, reasürans şirketlerinin de katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.

Maliyetin hesaplanabilir olması için de tüm sigorta şirketi ve özel hastanelerin birlikte kabul edecekleri makul bir “günlük yatış ücreti” belirlense de fahiş faturalar ile karşılaşılmasa, nasıl olur?

Sağlıklı günlere bir an önce kavuşmak dileklerimle…

Hepimizin Virüsü Gidince

Belki eğitim geçmişimden kaynaklı; “son 3-4 yıldır Dünya’nın kötü bir yönde gittiğine” dair bir hissim vardı. Açık söyleyeyim, “yeni bir Dünya savaşı geliyor” diye düşünüyordum.

Güç dengeleri değişiyor, bildik dengeler yıkılıyor, her şey hızla tüketiliyor ve mevcut durum, kimseye yetmiyordu.

Dünya savaşı değil ama “Korona Virüsü” hayatımıza girdi.

Başlangıçta lokal görüp, başkalarının başına gelmiş tatsız bir olay diye az önemsediğimiz virüs, hiç beklenmedik şekilde “Hepimizin Virüsü” oldu.

“Hepimizin Virüsü” sonrasında ise insanlık için “hiçbir şey aynı” olmayacak diye düşünüyorum.

Bizleri ekonomide, siyasette, yaşam biçimlerimizde önemli değişiklikler bekliyor.

Son zamanlarda yaşananlar, 1929’da başlayıp 10 yıl devam eden “Büyük Buhran ile karşılaştırılıyor. Büyük Buhran dönemini kaynaklardan incelediğim kadarı ile benzer veya benzemeyen yanları var.

Büyük Buhran sürecinde, işsizlik %50 oranına yükselmiş, ekonomi neredeyse %50 küçülmüş, vb. gibi

Temel olarak Devletin ekonomiye daha fazla müdahalesi ile kriz çözümlenmiş. Ancak;  10 yıl süren krizin etkisi ile ülkelerdeki Milliyetçilik körüklemiş ve II. Dünya Savaşı’na yol açan yapısal değişiklikler ortaya çıkmış.

“Hepimizin Virüsü”’nden kaynaklanan gelişmeleri izlemeye çalışıyorum.

Mücadelenin ne kadar uzun süreceği şu an için belli değil ama ilk birkaç ayda bile virüse maruz kalan ülke ekonomileri ciddi küçülme belirtileri gösterdi, anormal işsizlik rakamlarına ulaşıldı bile.

Ülkeler sınırlarını kapatsa da, gelişmiş iletişim teknolojileri sayesinde, hemen hemen tüm ülkelerde, benzer süreçlerin yaşandığını, insanların korku ve endişe içerisinde evlerine çekildiklerini, farklı ülkelerin farklı şekillerde “Hepimizin Virüsü”‘ne karşı mücadele ettiklerini ve mücadelede başarılı olan modellerin herkes tarafından yakından izlendiğini gözlemliyoruz. (Bu yazıyı kaleme aldığım sırada Çin, Güney Kore, Almanya modellerinin başarıları ile izlendiğini görmekteyiz.)

Bence, mücadele sonrası, hangi yönetim sistemlerinin ayakta kaldığı, ülkelerin siyasi yapılanmalarını etkileyecek.

  • Otoriter yaklaşımlar mı?
  • Test-test-test diyen ve fakat sokağa çıkma yasağı uygulamayan yaklaşımlar mı?
  • Yıllar önce öngörülmüş risk planlarına göre, çok iyi hazırlanmış alt yapılar ve de Devlet tarafından belirlenen kurallara halkın büyük bir disiplin içerisinde uyduğu  model mi?

başarılı olacak, hep birlikte göreceğiz.

Kriz ve Kriz sonrasına ilişkin bazı gözlem ve öngörülerim şunlar:

  • Düne kadar çok uluslu hale gelen topluluklarda yaşayan farklı milliyetten insanlar, kriz ile kendi ülkelerine dönmeyi tercih ettiler.
  • Hiç bir şey olmasa da sağlık sisteminde kamunun ağırlığı artacak. İspanya gibi bazı ülkeler özel hastaneleri kamulaştırdılar. Benzer bir yapı virüs ile mücadele süresi uzar ise başka ülkelerde de görülecek gibi.
  • Evden çalışma ve uzaktan eğitim hayatımıza girdi. Mücadele süresi uzarsa her iki alanda da yerleşik yeni normlar oluşacak gibi.
  • Online iş yapanlar bir şekilde yaşamaya devam ederlerken, fiziki ticaret neredeyse tamamen durdu.
  • Hizmetler Sektörünün toparlanması biraz daha uzun sürecek.  Bedenen yapılan işler ortaya çıkan durumdan daha negatif etkilendi.
  • Devletler para basarak ve evlerinde endişe ile bekleyen vatandaşlarına ekonomik  yardımlar ile toplumlarını korumaya çalışacaklar. Kriz sonrası ise piyasaya sürülen bu fazla nakit hızla geri çekilmeye çalışılacaktır.
  • Bilim tek sığınak gibi gözüküyor. Din ve din adamlarının etkisi en azından virüs ile mücadele sırasında etkisini bir süreliğine kaybetmiş gözüküyor.

Toplumlar veya insanlar arasında ise tüm subjektif değerlendirmelerden uzak sadece insani nedenler ile bir sessiz dayanışma ortaya çıkıyor. “Hepimizin Virüsü”, zengin, fakir, farklı ırk, coğrafya, din, dil seçmiyor. Bu alanda demokratik davranıyor ve bence bu durum insanların sadece “insan olma” ortak paydası altında birbirlerini daha iyi anlamalarına yol açacak.

Bu iletişim ve bilim çağında “Hepimizin Virüsü” ile mücadelesinin sonucu belli. Bu virüs mağlup edilecek. Ancak, bu mücadelenin ne kadar uzayacağı ve nasıl gelişeceği, virüs sonrası yaşantımıza önemli damgalar vuracak.

Bu dönemin şahitleri Bizler ise yepyeni bir Dünya’ya tekrar merhaba diyeceğiz.

En büyük dileğim: Bu kriz hangi yönden, 1929 Büyük Buhran’a (on yıl süren) benzerse benzesin, yeter ki sonu benzemesin.

Kapadokya’ya Daha Fazla Çin’li Turist

14 Ocak 2020 tarihinde “Nevşehirli Bürokrat ve İş Adamları Derneği’nin- (Nevbiad), Başkanı ve aynı zamanda Mülkiye’den arkadaşım Kazım Tekin’in daveti ile Derneğin İstanbul, Swiss Otel’de düzenlediği yemeğe katıldım.

Bu yemeğin ana teması “Türkiye-Çin Ekonomik ilişkileri” idi.

İki konuşmacıdan;

Çin ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde dikkat edilmesi gereken hususlar, “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi hakkında, yorumlar dinledik.

Konuşmacılardan birisi, bir önceki Türk Çin İş Konseyi DEİK Başkanı ve şimdiki Türk-Hong Kong İş Konseyi Başkanı Murat Talip Kolbaşı,

Diğeri de, Çin İstanbul Konsolosu Cui Wei,

İdi.

Okumaya devam et “Kapadokya’ya Daha Fazla Çin’li Turist”

Hayat Dışı Sigorta Şirketleri Sıralaması Değişiyor

Son günlerde Sigorta Sektörü’nde de yaşanan gelişmeler  nefes kesici;

  • HDI Sigorta’nın önce Liberty ve sonra da Ergo Sigortayı satın alması,
  • Türk Re Reasürans Şirketi’nin kurulması,
  • SEDDK’nın kurulması,
  • Kamu  sigorta şirketlerinin tek çatı altında toplanması kararı,
  • Başka satın alma ve/veya birleşme beklentileri,
  • Bazı etkin banka dağıtım kanallarının yeni dönem sigorta ihaleleri,

derken ilginç bir yeni yıla giriyoruz.

Geçtiğimiz Cuma Günü yapılan açıklama ile üç kamu şirketinin birleştirilmesi çalışmalarının, 2020 Birinci Çeyrek sonuna kadar tamamlanacağı açıklandı.

Bu birleşme ile Hayat ve Emeklilik şirketleri sıralamasında olduğu gibi elementer (Hayat Dışı) sigortacılıkta da sıralama önemli şekilde değişiyor.

Okumaya devam et “Hayat Dışı Sigorta Şirketleri Sıralaması Değişiyor”

Kredi Skoring Sigorta Sektörüne Gelmeli

Sigorta Sektörü, içerideki güncel konuların yoğunluğu ve önceliklendirilme tercihleri nedeniyle öyle gözükmese de bana göre,  Türkiye’de Bankacılık Sektörü’nden sonra en regüle ikinci sektör.

Kanun, Kamu Otoritesi düzenlemeleri, Genel Şartlar, Şirketlerin birlikte veya kendi yaptıkları düzenlemeler, artan ve güçlenen müşteri talepleri, uzun yıllara dayalı tarihi ve de yaşanan tecrübelerden oluşmuş gelenekleriyle,

Sektörün oyun alanı, çok net tanımlı ve sıkı kontrol altında.

Krizlere rağmen GSYH’nın üzerinde büyüme oranlarının Sektöre getirdiği finansal güç ve de sektörün geleceğine dair pozitif beklentiler de düşünülürse, gelecekte de Sektör iyi regüle edilmeye devam edecektir.

Dijitalleşme de son hız devam ediyor. Bir taraftan on-line satış yapan oyuncuların sayısı ve payı artıyor, bir taraftan da geleneksel aracılar kendi işlerini dijital mecralara taşıyorlar.

Özellikle şirketlerin kasko ve trafik hasarlarının yönetimini emek yoğun ortamdan, insansız dijital süreçlere doğru taşınmasına, ilişkin projeleri heyecan verici.

Bazı sigorta şirketlerinin, üniversitelerin ilgili bölümleri ile işbirliği yaparak “Yapay Zeka” uygulamaları ile portföylerini, müşterilerini, hasarlarını, analiz ettiklerini biliyorum. Çalışmalardan çıkan sonuçları da iş yapış şekillerine yansıtıyorlar.

Başlangıçta ufak ufak da olsa zamanla, bu tür teknolojilerin olumlu etkilerini; yeni müşteri kazanımlarında, müşterinin ayrılma kararının erken algılanmasında, müşterilerin en çok hangi konulara hassas olduklarına dair çalışmalar, gelecekteki rekabette Şirketlere önemli avantajlar sağlayacaktır.

Öte yandan, senelerdir bir türlü gerçekleşmediği için, Sektör düzenleyicileri ve oyuncularının potansiyel önemli kazanımlardan vaz geçip, çareyi başka yerlerde aradıklarını da görüyor ve üzülüyorum.

Fiyatlamada, kredi skoring araçlarının kullanımından bahsediyorum.

Bunu yeni hayata geçen SEDDK mı? yoksa TSB’mi? gerçekleştirir bilmiyorum ama Sektöre pek çok incik-boncuk ve de müşterileri hasar anında irite eden uygulamadan daha radikal çözümler sağlayacağını düşünüyorum.

Bankacıların, diğer finans kurumlarının pek çoğunun senelerdir kullandığı Kredi Skoring uygulamaları bir an önce Sektörün de günlük hayatına  alınmalı.

Belki de Trafik Sigortalarında tüm tarafların şikayetçi olduğu, tarife uygulamasına bile gerek bırakmayacak sağlıklı sonuçlara kısa zamanda ulaşılacağına eminim.

Bir an önce geliştirilmesi gereken bir diğer konunun da Trafik Kazaları’na ilişkin özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ile on-line veri paylaşımının sağlanabilmesi. Örnek mi? Kaza Tespit tutanaklarının ölüm ve yaralanmalı kazalarda on-line olarak sigorta şirketlerine (belki TSB veya başka bir ortak yapı üzerinden) aktarılması gibi eminim pek çok veri, hali hazırda mevcuttur.

Böylece doğru müşteriler doğru fiyatlanabilir. Kötü niyetli kişiler sistemden ayıklanır ve de daha sağlıklı fiyat politikaları ile daha fazla müşteriye ulaşılabilir.

Bir diğer konu da; Yapay Zeka uygulamaları ile müşteri hareketlerinin analizinin yaygınlaşması gerektiğini düşünüyorum. Müşterinin birey birey farklı hareketlerinin ölçülüp, ihtiyaçlarının doğru tespiti ve sistem veya şirket dışına kaçışının önlenmesi ve hatta farklı müşteri havuzlarında yapılacak değerlendirmeler ile sigorta poliçesi sahibi müşteri adedinin artırılması gerekir. Özellikle Sağlık branşında gidilecek çok büyük potansiyel ve ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Bu tarz davranış analizleri bankalar tarafından uzun zamandır yapılıyor. İkinci en regüle sektörde neden olmasın?

Sorunumuz Farklıymış

Benim lise eğitim yıllarımda (1981-1984);

  • Dünya nüfusunun hızla arttığı,
  • Nüfus artışı nedeniyle tarıma ayrılan toprakların bölündüğü,
  • Kırsal kesimde yaşayan ve nüfusları hızla artan insanlara bölünen bu toprakların yetmediği,
  • Köyden kente hızla göçlerin gerçekleştiği,
  • Gelişmiş ülkelerde kentli nüfusunun fazla, gelişmekte olan ülkelerde ise kırsal kesim nüfusunun fazla olduğu,
  • Ülkelerin ekonomik kalkınmaları için nüfus artış hızının düşmesi gerektiği,

anlatılır, okullarda öğretilirdi.

Hatta, ülke olarak yeterince gelişememizin en temel nedeni olarak, kırsal kesim nüfusunun aşırı doğurganlığı ve fazlalığı gösterilirdi.

Son 30-40 yılda ülkemizde de köyden kente göç oldu, nüfus içerisinde kentlerde yaşayanların oranı arttı.

….

Aldığımız bu temel eğitimlerin etkisi ile Dünya’daki hızlı nüfus artışı neticesinde,  gelecek kuşakların “mevcut kaynakların yetersizliği” problemi ile karşılaşacaklarını düşünürken, geçtiğimiz günlerde okuduğum bir makalede;

İnsanlık olarak  yakın gelecekteki sorunumuzun; “hızla artan nüfus değil, tam tersine azalan ve yaşlanan nüfus olacağını” öğrenince, şok oldum. Okumaya devam et “Sorunumuz Farklıymış”

Son On Yılda Türkiye’de Banka Sigortacılığı Gelişimi

Sigortalı sayısının artışı, sigorta şirketlerinin aktiflerinin büyümesi, karlılık ve en önemlisi de tahsilat sorunu olmadan sigorta şirketlerinin nakit akışlarının güçlenmesi için banka sigortacılığının (banka dağıtım kanalları kullanılarak sigorta ürünlerinin satılması)  önemli olduğunu uzun yıllardır ifade ediyorum.

Bankasürans satışları  ile bilançosu’nu, nakit akışını güçlendiren sigorta şirketleri hem karlılıklarını artırıyorlar ve hem de diğer dağıtım kanallarına (broker, acenta, online gibi) daha güçlü hizmet verebilmek için ihtiyaç duydukları alt yapı (teknoloji, eğitim, nitelikli insan kaynağı, reklam vb. gibi) yatırımlarına kaynak sağlayabiliyorlar.

Bir çalışmamız sırasında son on yılda Türkiye’de hayat dışı (non-life) bankasürans nasıl gelişti? diye bakma fırsatımız oldu. Okumaya devam et “Son On Yılda Türkiye’de Banka Sigortacılığı Gelişimi”

Şu Sıra Ne Yapıyorum

Bir önceki şirketimin önce  genel müdürlük ve daha sonra da yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldıktan sonra neler yapıyorsun? diye soran arkadaşlar var.

Okumaya devam et “Şu Sıra Ne Yapıyorum”