Güzel Zamanda Gördük: Zagreb

Gazetelerde, Nisan 2013 den itibaren Hırvatistan’ın, Türk vatandaşlarına  vize (shengen) uygulamaya başlayacağını okuduk. Biz de uygulama başlamadan gitmeye karar verdik.

Türk Hava Yolları’nda Şubat ayında pek çok sefer için özel kampanyalar var.

Booking.com’dan otelimizin rezervasyonunu yaptık. Best Western Astoria Otel.

Uçağımız Atatürk Hava Limanı’ndan Zagreb’e bir saat kırk beş dakikada ulaştı.

Otelimiz, resimlerinde göründüğünden daha  ufak ancak, içi ve çalışanları oldukça sıcak bir oteldi. Şehir merkezine yürüyerek beş dakika uzaklıkta olması çok güzeldi. Booking.com’da rezervasyon yaparken en çok dikkat edilmesi gereken konu, daha önceki ziyaretçilerin yorumları.  Örnek: Astoria Otel ile ilgili, kahvaltısı güzel yorumu vardı, ki gerçekten de kahvaltısında çeşit boldu.

Lokal para birimleri Kuna. 1 Tl yaklaşık 3.2 Kuna. 1 EUR ise 7.53 Kuna.

Ülke yakında Avrupa Birliği üyesi olacak ancak halen Kuna dışında para kullanılması illegalmiş. Euro kullanamıyorsunuz.

Zagreb’in “Zone 1” adı verilen, birinci bölgesi ağırlıklı olarak gezilecek yerlerin  toplandığı bölge. Şehir düz. Düzlüğününde avantajı ile yürümek kolay ve bisiklet için çok güzel bir parkur. Her yerde bisiklet yolları yapılmış ki, kıskandım.

zagreb4

İlk izlenimimiz, nasıl yaptılar bilmiyorum, çok az sayıda uluslararası şirket gördük.  INA adı verilen petrol dağıtım şirketi dışında hiçbir uluslararası petrol şirketi yok.

Mc Donalds, Kentuky Fried Chicken dışında hızlı global yemek zinciri görmedik. Giyim ve konfeksiyonda ise H&M ve Marlbora Clasic dışında ya zincir mağaza yok, ya da mağazaları var ancak kapanmışlar.

Binalar pek çok Avrupa ülkesinde gördüğümüz eski taş binalar. Genellikle restore edilmiş olmakla birlikte büyük kısmı bakıma ihtiyaç duyuyor.

Osmanlı akınları şehir mimarisine izler bırakmış. Örnek; Katedrallerinin etrafına yüksek duvarlar, kuleler inşa etmişler, fakat gördüğümüz kadarı ile şehirde Osmanlı izi kalmamış.

zagreb2

Demiryolu taşımacılığı ucuz ve yaygın. Bir bisikletçi arkadaşın bloğundaki tavsiyesi ile yaklaşık bir saat ötedeki Karlovaç isimli kasabaya ziyarete gittik. Gidiş geliş 2 kişi 65 Kuna. Yani toplam 20 TL tutuyordu. Hırvatların meşhur iki bira markası var, sanıyorum Karlovaçka adlı bira adını bu kasabadan almış.  Yaz aylarında hoş olabilir ancak bu mevsim için gidilmesini pek önermiyorum.

Hayat öncelikle yavaş tempoda akıyor. Ulaşım sorunu yok, şehir içinde de etkin bir raylı sistemleri var. Tranvaylar va şehir içindeki pahalı otopark sistemi araç kalabalığı oluşmasını önlüyor.

Her köşede İngiliz tarzı Pub’lar, cafeler ve zengin çeşitleri ile unlu mamuller pişiren fırınlar var.

Şehrin meydanında “Vip Club” adlı lokalde canlı caz müzik olduğunu öğrendik. 4-5 kişilik müzik grubu latin müzikleri çalıyordu. Bizi etkileyen asıl konu ise yaklaşık 20 kişilik bir masa çevresindeki dinleyicilerin gece boyunca çiftler ve bir ara topluca yaptıkları salsa ve tango danslarının güzelliğiydi. Vip Club’te bir şişe lokal şarap 40 TL.

Türk olduğumuzu söylediğimiz Hırvatların ilk tepkisi de “Süleyman” oluyordu. Sonradan anladık ki “Muhteşem Yüzyıl” çok sevilen bir dizi. Pazartesi akşamı bir tv kanalı “Sıla” bir diğer kanal ise “Muhteşem Yüzyıl’ı” yayınlıyordu. Türkçe seslendirme ve Hırvatça alt yazı ile. Meydanda oturduğumuz açık hava kafesi’nde, garson televizyon kanallarını değiştirip yeni başlamakta olan “Sıla” dizisini açtı ki, insan kendisini Türkiye’de hissediyor.

Yemek konusunda biraz sıkıntı yaşadık desek yeridir. Çok sayıda İtalyan restaurantı var. Ancak dışarıdan güzel görünen bir tanesinde, tatdığımız pizza felaketti. Otelimizin tavsiyesi ile denediğimiz “Ciho” isimli deniz ürünleri restaurantı ise felaket ötesi, kötü idi. Balık diye getirilen akvaryum balığı büyüklüğündeki gümüş balıkları, kabukları ile pişirilmiş ancak o kadar ufaklar ki kabuğunu soyamadığımız karidesler, ıspanak ile birlikte bol yağda kızartılmıştı ki, mekandan nasıl çıktığımızı bilemedik.

Son gün meydana yakın, “Carpaccio Ristorante” (Teslina No: 14) isimli İtalyan restaurantını denememiş olsaydık, yemek konusunda Hırvatların çok şanslı olmadıklarını söyleyecektik.

Pastane kültürü de gelişkin gözükmekle birlikte ürünlere yakından bakınca çok iştah açıcı gözükmüyorlar. Bir tek “Amelia” isimli, Fransız tarzı dekore edilmiş ufak kafe, muhteşemdi. tamamen kadınların oturup, sohbet ettikleri beyaz badana, mavi çerçeveli hoş resimler ile bezenmişti ve mekan çok güzeldi.

Ülkenin insanları sıcak ve işletmecileri dürüst. Fiyatlar İstanbul ile karşılaştırıldığında inanılmaz ucuz. Örnek: İstanbul’da kahve zincirlerinde en ufak bardağı 4.5 liraya içmeye alıştığımız kahve, Zagreb’te çok güzel porselen bardaklarda servis edilip hala 2.5 Lira ya satılıyor.

Zagreb hava alanı da küçük ve az sayıda sefer yapılıyor.

Şehirde beğendiğim uygulamalardan bir tanesi de; ekonomik durgunluğun zorunluluğu ile ortaya çıktığını düşündüğüm bir çözüm olarak normal taksilerin yanında, “Eko Taxi” adı verilen yeni bir taksi hizmeti sunuluyor. Daha küçük araçlar ile daha hesaplı taşımacılık yapıyorlar. Örnek: Şehir merkezinden hava limanına 105 Kuna ödüyorsunuz. Yani 32 TL. Oysa aynı hizmeti, hava limanında yer alan taksiler neredeyse iki katı fiyata, 200 Kuna’ya veriyorlarmış.

Tarihi binalar, müzeler, hemen her Avrupa şehrinin meydanında görmeye alıştığımız katedral, özel günlerde patlatılan bir topun yer aldığı top kulesi gibi kültürel,   hem şehir merkezinde hem de nehir kıyısında oluşturulmuş geniş yeşil alanlar, aralarda ufak tefek resim galerileri, hediyelik eşya satıcıları, her köşede pubları, fırınları ile biz Zagreb’i çok sevdik, çok beğendik.

Sanıyorum AB üyesi olduktan sonra bu özgünlüğü bulmak zor olur. Fırsat bulursanız ziyaret edin diye öneririm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.