Ne Gördüm, Ne Hissettim, Ne Yedim. Diyarbakır

En son 2009 yılında ziyaret ettiğim Diyarbakır’a iki günlük bir iş gezisi için tekrar gitme fırsatım oldu. Ne ilginçtir ki, eskiden Güneydoğu’ya giderken yaşanan “Acaba güvenlik nasıl?” endişesi bu kez terse dönmüştü. Yolculuğun başladığı gün İstanbul ayaktaydı.

Şehirde bir huzur ve huzurun getirdiği bir ekonomik canlılık ilk izlenimlerim oldu. Özellikle Yap-Sat denilen inşaat projelerini saymanın imkanı yok.

7 den 77 ye herkesin bu denli politize olduğu, bir başka şehir görmedim. Herkesin siyaset ile ilgili bir fikri, bir bildiği, bir beklentisi var gibi, hissettim. Geçmişe nazaran fark, hiç kimse fikrini dile getirmekten, siyaset tartışmaktan çekinmiyor.

İlk gün Ofis Caddesi’nde saygı duruşu yapan bir grup insan ve ikinci gün Dicle Üniversitesi kampüsünden şehir merkezine doğru yürüyen göstericiler, bu şehirde her an bir gösteri ile karşılaşmanın ne kadar sıradan vaka olduğunu göstermesi açısından hoştu.

Gelelim lezzetlere;

-ilk gün öğle yemeğimizi Dedeman Otelin yanında yer alan “Buket” lokantasında yedik. İçli köfte, çiğ köfte, fındık lahmacun ve mumbar giriş yemeği idi. Daha sonra 1.5 metre uzunluğunda tahta bir tepsi üzerinde farklı kebaplardan oluşan etler, süperdi.

-Gezinin ikinci günü ev sahiplerimiz bizi kahvaltıya “Mustafa’nın Yeri” isimli tesise götürdüler. Diyarbakır’da iki ayrı lokalde hizmet veriyorlarmış. Biz Adliye’nin yanında yer alan tesise gittik.

Önce yöresel izler taşıyan ve gittiğim her mekanda benzerini gördüğüm işlemeli demlikler, bir ispirto ocağı üstünde servis edildi. Ardından bir servis arabası üzerinde kahvaltılıklar geldi. İki farklı çeşit otlu peynir, beyaz peynir, örgü peynir, lor, mekan sahibi tarafından yapıldığını öğrendiğimiz incir ve karadut reçelleri, zeytin tabakları, üzerine nar taneleri eklenmiş süt kaymağı, sıcak pide, domates, salatalık, yeşillikten oluşan ve üzerine nar ekşisi dökülmüş salata ve de meyve tabağı. Un ile yağın kavrulması ile yapılmış yöresel tat çok yaygınmış ancak çok lezzetli değildi. Asıl sürpriz koca bir tava içerisinde yediğim en güzel kavurma etinin üzerine kırılmış yumurtalar. Hiç bu kadar güzel kavurma yememiştim.

Kısacası nefis bir kahvaltı yaptık.

-Akşam bu kez aynı zamanda “Diyarbakır Baro Lokali” olarak ta kullanılan “Cheffs” isimli restaurantta yemeğimizi yedik. Hafta içi olmasına karşılık kadın, erkek kalabalık bir müşteri topluluğu ilk izlenimi pozitif kıldı. Kaç çeşit olduğunu hatırlayamadığım meze tabaklarının her biri, diğerinden daha lezzetli idi. Sanıyorum bir Diyarbakır klasiği olarak ta sıcak servis edilen şam fıstığı ile günü kapattık.

Yanınızda şehri bilen birisi olduğu takdirde Diyarbakır da güzel lezzetler bulmak hiç de zor değil.

Şehir ile ilgili de birkaç görüşüm oluştu. Örnek: Çin Seddi Dünya’nın en uzun surlarına sahip iken, Diyarbakır kalesi surları da Dünya’nın en yüksek surlarına sahipmiş. Kalenin surlarının bir kısmı çok kötü, amatörce restore edilmiş. Ancak, güzel bir restarasyon ve sur içindeki sonradan yapılmış evlerin yıkılması (yıkım başlamış) ve de çevre düzenlemesi ile eminim ki, Diyarbakır’ın Dünya’nın her yerinden binlerce turist çekmemesi için hiçbir neden yok.

10 gözlü köprü, Keçi Burcu gibi alanlarda da görülmeye değer eserlerden.

Yeni bulvarların ışıklandırma eksikliği dışında bulvarlar geniş ve modern gözüküyor.

Kısaca tarihte pek çok peygambere ev sahipliği yapmış, genç dinamik nüfusunun enerjisi şehre yansıyan Diyarbakır, farklı lezzetleri, kültürel zenginlileri ile görülmeye gezilmeye değer bir mekan olarak, bence geleceğe umutla bakıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.