Asıl Risk

Son günlerde sigorta sektörü yöneticilerine (sigorta şirket yöneticileri, acente temsilcileri, eksper temsilcileri gibi) ziyaretler yapıyorum. Ziyaretlerimde sektör yöneticilerinden yeni görevim ile ilgili yoğun destek aldığımı hissediyor ve memnun oluyorum. Sigorta sektörünü her zaman vefalı bir sektör olarak gördüm ve görmeye de devam edeceğim.

“İyi ki sigorta sektöründe çalışmayı tercih etmişim.”

Ziyaretlerim sırasında bir yorum da geldi.

“Ertuğrul, geldiği bütün şirketleri sattı, satıyor. O zaman bu şirket de satılacaktır.”

Cevabım: “Evet”.

Ama, detayları şöyle;

  • AGF-Garanti Sigorta’da 1998 Ekim ayında – 2003 yılı Haziran sonu döneminde çalıştım. Ben görevde iken, Doğuş Grubu şirketin %50 hissesini de, Fransız AGF’den satın aldı. Ama Garanti Sigorta’nın 2007 yılında Eureko Şİrketine satışında Şirkette çalışmıyor idim.

 

  • 2004 yılında ilk girişimim Katpatuka.com.tr ve Katpatuka Cafe&Bistro’yu 2007 yılında sattım. Satın alanlar eğlence ve gıda sektöründe oldukça başarılı arkadaşlardı. Ve cafe Ürgüp’ün tam meydanında, artık başka bir unvanla da (Angel Cafe) olsa aynen duruyor.

Mimar “Gülhan Benli” sağ olsun, Bölgenin ilk Cafe’sini o kadar güzel dekore etti ki;  açıldığında “Burası gerçekten benim mi?” diye kendi kendime sormuşluğum vardır. Cafe, tüm iç dekorasyonu ve neredeyse o dönemde benim aldığım malzemeler ile yaşamını Ürgüp Meydanında sürdürüyor.

  • 2005 yılında Genel Müdür olarak göreve başladığım Teb Sigorta A.Ş., Dünya’nın en büyük ilk 5 sigorta grubundan Zurich Financial Services tarafından satın alındı. Zurich Grubunu Türkiye’ye getirmek ve 3 sene de onlar için görev yapmak bana ve ekip arkadaşlarıma nasip oldu ve izlediğim kadarı ile başarı ile işlerine devam ediyorlar.

 

  • Eşim ve bir Melek Yatırımcı ile birlikte kurduğumuz Sigortadukkanim.com online sigortacılık işinin de operasyonu, yazılımı ve alt yapısı  Dünya’nın veTürkiye’nin en büyük broker şirketi Marsh Sigorta ve Reasürans Brokerliği A.Ş. tarafından satın alındı. Sigortadukkanim.com web sitesinde, Marsh ile birlikte markanın devam ediyor olmasından mutluluk duyuyorum.

Gelelim son iki işime. Son iki görev yaptığım şirket de Private Equity (PE) yatırımları. Tüm Dünya’da olduğu gibi PE yatırımları, pazarlarında kişi veya aileler tarafından kurulmuş, başarı ile belirli bir seviyeye gelmiş, daha fazla başarı için kurumsallaşma ve belki biraz da ilave sermaye ihtiyacı duyan şirketlere yapılır.

Fu Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık A.Ş., Autoking, de bu tanımlamaya uyan şirketlerdir. Bu iki şirkete de PE yatırımları yapılmıştır.

  • 2013 yılında görev başladığım Fu Gayrimenkul Yatırım Danışmanlık A.Ş. teknolojisi, ekonomik dalgalanmalara gösterdiği esneklik ve şartlara uyum yeteneği, sağlam kurumsal kültürü ile sektörünün açık ara lideridir. Özellikle 2017 ve 2018 yıllarında da karlılığı ile fark yaratmıştır.

2017 yılı sonunda da küçük bir hissesi bir  başka fona satılmıştır.

 

  • Autoking’de bir PE yatırımıdır.  PE’ler misyonlarını tamamladıktan sonra uygun alıcı ve fiyat oluşması durumunda şirketlerini satarlar.

Autoking  için de neden olmasın?

Benim şahsım adıma gurur duyduğum şey, satışında görev yaptığım hiçbir operasyon, şirket durmadı, ya Dünya’nın en büyüklerine veya işini en yapan kurumlara satıldı. Ve halen de işlerini başarı ile devam ettiriyorlar.

Üstelik, Dünya’daki satın alma ve birleşmelere bakın. Hangi şirket satılmıyor ki? Şirket iyi olduğu için alıcı çıkıyor.

Asıl risk:  kurumsallaşmış, tıkır-tıkır işleyen şirketin satılması değil, “kurumsallaşmamış şirketlerin yolda tıkanması” veya “kurucusunun ya da ailenin işi sürdürmekten vaz geçmesi, sürdüremeyip bırakması” olmasın?

Trafik Kazası Sonrası Kritik Saatler

Geçtiğimiz günlerde Boğaz Köprüsü geçişi sırasında eşimin kullandığı aracın arkasına, bir başka aracın çarpması ile savrulan bir motosiklet çarpmış.

Sabah, işe gidiş yoğunluğunda üstelik köprü üzerinde bir kazanın meydana gelmesinin verdiği ekstra stres ve özellikle de araca çarpan aracın bir motosiklet olması nedeniyle eşim heyecan ve endişe ile beni aradı. Kazayı anlattı. Heyecanını paylaştı.

Neyse ki kaza sadece maddi zarar ile sınırlı kalmış.

Kısa bir süre sonra sigorta şirketimize hasar ihbarımızı yaptık.

Daha sonra da sigorta şirketimizin yönlendirmesi ile pek çok sigorta şirketinin olduğu gibi bizim kasko sigorta şirketimizin de çalıştığı Autoking servisine onarılmak üzere aracımızı teslim ettik.

Üç gün içinde de kalite ve özenle onarılmış aracımızı teslim aldık.

Yaşanmış bu olaydaki sürecin aslında tüm Dünya’da da trafik kazalarının oluşumu sonrası yaşanan süreç olduğunu ise dün çalışma arkadaşımın yaptığı sunumdan öğrendim.

Yapılan bir araştırmaya göre trafik kazasına karışan kişiler ilk bir saat içinde panik içinde kendilerine en yakın kişiye/kuruma telefon açıp durumu paylaşma ihtiyacı duyuyorlarmış.

Kazanın yarattığı olumsuz etkinin geçmesi ve sakinlemek için bu saatten sonra iki saat daha geçmesi gerekiyormuş ki bu iki saatlik süre içerisinde, sigortalı ise sigorta şirketine, sigorta acente veya broker’ına veya en güvendiği servise ulaşmaya çalışıyormuş.

Sonra ki iki haftalık dönemde ise aracının onarımı ile ilgileniyor ve onarımın tamamlanmasını bekliyormuş.

Biz Autoking olarak Türkiye’nin 45 ilinde, 54 servisimiz, yurt dışında faal Yunanistan ve KKTC servislerimiz, yaklaşık 1.600 kişilik eğitimli kadromuz ile ilk panik anından başlayarak, aracı ile kaza yapan tüm sürücülerin ilk arayacağı ve kazanın oluşum şeklini paylaşabileceği bir yakını, kaza sonrası ne yapması gerektiği konusunda kendilerine destek olacak bir danışman ve de aracın tamir sürecinde verdiğimiz güler yüzlü, kaliteli ve de hızlı hizmet ile müşterilerimizin yanında olan servis olmak üzere var gücümüzle çalışıyoruz.

Üstelik Değiştirmeyelim Onaralım mottomuz ile ve de yetkili servislerden daha hesaplı ve fakat özel servislerden daha kurumsal ve garantili hizmetimiz ile…

Bu arada hiçbir kazanın yaşanmaması büyük  temennimizdir.

AUTO KING İle Çalışmak İçin Doğru Zaman

 

ODD Eylül 2018 ayında gerçekleşen otomobil satışlarını açıkladı.

2018 yılı Eylül ayında otomobil satışları bir önceki yılın, aynı ayına göre yüzde 67,06 azalmış ve 17.595 adet gerçekleşmiş.

Geçen sene Eylül ayında gerçekleşen otomobil satış rakamı ise 53.423 adet.

AUTO KING’ de Ağustos 2018’de, otomobil satışlarındaki yukarıda belirtilen sert düşüş ile aynı zaman aralığında göreve başladım.

Tam da, ana faaliyet alanı otomobil ve sigorta şirketlerinin müşterilerine hasar onarım hizmeti olan  bir şirkete yönetici olarak göreve başlamış  olmanın zorluğunu düşünüyordum ki şirket içi bir sunum bu fikrimi değiştirdi.

Bu sunumda; Fazıl Bey ve Dilek Hanım’ın AUTO KING firmasını, 2001 krizinin olumsuz etkilerinin devam ettiği  dönemde kurdukları ve işlerini kriz ortamında nasıl hızla büyüttükleri, kronolojik olarak anlatılıyordu. Ekonomik dalgalanma döneminde, sigorta şirketi müşterilerinin  daha az maliyet ile araç hasarlarını onarmaları yönünde “mini” hasar onarım ürünü geliştirilmiş ve sigorta şirketlerine önerilmiş. Bu ürün kısa zamanda neredeyse tüm sigorta şirketleri tarafından kabul görmüş ve pazarda hızla yaygınlaşmış.

O yıllara benzer şekilde; ekonomik daralmanın yaşandığı bu dönem de de AUTO KING firması müşterilerine yeni fırsatlar sunabilir mi?

Ülkemiz, sigorta şirketleri, müşteriler, acenteler vb. tüm paydaşların ekonomilerine katkı sağlayabileceğimiz yeni bir dönemde miyiz?

diye düşündüm.

AUTO KING, müşterilerine ne tür imkanlar sunabilir?  Mini ve Mobil onarım hizmetleri şirketimizin temel ürünleri ve olmaya da devam edecekler.

Yeni dönemde, Mini hasar onarım ürününün yanında, rakamsal olarak biraz daha orta-büyük hasarlara ilişkin de Mini Onarım Plus ürününü geliştirdik ve sigorta şirketlerine çözüm olarak sunmaya başladık.

Bu arada AUTO  KING hızla yeni yapılanmasını tamamlıyor.

  • Yeni organizasyon şemasını oluşturduk ve çok büyük oranda gerekli atamalar yapıldı.
  • Şirketimiz Misyon ve Vizyon’u  belirlendi.
  • Şimdi sürat ile yeni stratejilerimiz üzerinde çalışılırken bir yandan da AUTO KING olarak;  “54 servisimiz ve sayısı 1.500’leri aşan büyük AUTO KING Ailesi ile birlikte müşterilerimize başka ne hizmetler sunabiliriz?”

sorusuna cevaplar arıyoruz.

Bu arada şirketimiz ile ilgili bazı şaşırtıcı konuları  ben de yeni öğreniyorum.

Örnek: Türkiye’ de otomobil deri döşemelerindeki hasarları onaran ilk şirketlerden olan  AUTO KING, bu çalışmalarda kullandığı malzemeleri, yurt dışından doğrudan kendisi ithal ediyor.

Mobil parça onarımında sadece Türkiye’de değil, Dünya’da da AUTO KING’in “bir ilk” olduğu,

vb. gibi.

Geçen hafta yaptığım bir mülakatta; aday uluslararası  bir otomobil markasının yurt içi ve dışı tedarik sorumlusu olarak geçmişte çalıştığını ifade ettikten sonra;

“Kurulduğu ilk yıllarda, AUTO KING’in bir rakip olarak Yetkili Servisleri çok korkuttuğunu, büyümesinin engellenmesine dönük kulis faaliyetlerinde, bulunduklarını” ifade etti.

Tek başına bu bilgi bile, şirketimizin pazarda doğru boşluğu gördüğü ve doldurduğu yönündeki inancımı bir kere daha artırdı.

Biz, AUTO KING ekibi olarak şirketimizi pazarda, “müşterilerimizin araçlarının değerini koruyacak çözümler sunan, servis ağı” olarak konumlandırıyoruz.

Sigortacılıkta Bisiklet Teorisi

Geçtiğimiz günlerde otomotiv sektöründe görev yapan bir dost ile görüşüyorduk;

2019 yılı için araç satış rakamları üzerine senaryolar çalıştıklarını ve  farklı bir gelişme olmaz ise gelecek yıl Türkiye iç pazarında satılacak otomobil ve hafif ticari araç sayısının 400.000 – 500.000 adet bandında olmasını beklediklerini ifade etti.

Araç satışlarında yaşanması beklenen bu dramatik düşüş, sigorta sektörünün 2019 stratejilerini nasıl etkiler?

ODD verilerine göre Türkiye otomobil ve hafif ticari araç satış rakamları şu şekilde gerçekleşmiş.

·        2016 yılında toplam 983.720 adet

·        2017 yılında toplam 956.194 adet

·        31 Ağustos 2018  itibari ile yıllık toplam 440.428 adet

%30-40 aralığında artan yedek parça maliyetlerinin henüz tam yansımalarını görmeden,  Zorunlu Trafik poliçelerine ilişkin Hasar/Prim oranları zaten %95’lerin üzerine çıktı. Aracılara ödenen komisyon ile birlikte sigorta şirketine maliyet %100’leri zaten geçiyor.

Eskilerin sigortacılıkta, “Bisiklet Teorisi” diye adlandırdıkları bir teori var. Bisiklet sürerken pedalları sürekli çevirmek gerekiyor.

Durursanız düşersiniz.

Zorunlu Trafik Sigortası tarzındaki, “Hasar/Prim oranı yüksek” ve/fakat aynı zamanda “tahsilat kabiliyeti yüksek” branşlarda şirketin sürekli içeriye yeni iş alması lazım, böylece hızla gelen tahsilatlar ile geçmişten gelen hasarlar ödenebiliyor.

Yoksa, Bisiklet devriliyor.

Bisikletin devrilmesi ile mecazen anlattığım senaryonun gerçek hayattaki ismi “run off” diye adlandırılan ve “geçmişten gelen hasarların, şirketin mali tablolarını olumsuz etkilemesi” şeklinde tezahür ediyor.

2018 de araç satış rakamları zaten düşmeye başlamış idi. Şimdi 2019 yılında satış rakamlarının, 2017 yılı satış rakamlarının neredeyse yarısına inmesi bekleniyor.

Pedalları neyle çevireceğiz?

Geçmiş yıllarda satılan araçlara satılacak poliçeler ile. Ama onlar geçtiğimiz yıl başka şirketler tarafından düzenlenmiş.

O zaman ne olacak?

Artan maliyetler, enflasyona rağmen, fiyat rekabeti ile olabilir mi?

Portföydeki müşteriyi kaçırmamak gerekir. Ama bu tür branşlarda hele ki böylesi ekonomik ortamlarda, müşteri de fiyata duyarlı olacaktır.

Bir diğer alternatif de; mevcut müşteri sadakatini artıracak geliştirmeler. Örnek: Zorunlu Trafik poliçelerine de “mini hasar onarımı” tarzı müşteriyi koruyacak, üründe farklılık yaratacak, aynı zamanda hasar/primi çok yükseltmeyecek yeni ürün ve iyi hizmet sunmak galiba.

Fiyat Rekabeti

 

Ekim 1998 o zamanki AGF Garanti Sigorta A.Ş. de Mali İşler ve Hasar dan sorumlu Genel Müdür olarak göreve başladığımda, sigorta şirketlerinin temel gelir kalemi teknik kar değil satılan poliçelere ilişkin yapılan tahsilatların finans piyasalarında değerlendirilmesinden kaynaklı Mali Kar olduğunu keşfetmek çok uzun sürmemişti.

 

O zamanki faizleri hatırlayayım diye Google’a şöyle bir baktım. Devlet İç Borçlanma senetlerinin bileşik faiz oranları %120’lerde imiş. Yani 100 TL’lık primi topla, Devlet Tahvili veya Hazine Bonosuna yatır. %120’lerde senelik faiz elde et.

 

Faizlerin tek haneli rakamlara düşmesi ile birlikte sigortacılar olarak bizlerin, teknik kar, hasar/prim, hasarda tasarruf tedbirlerine geçmemiz neredeyse 10-15 yıl aldı. Gerçek anlamda sigortacılık başladı.

 

Yüksek faizli dönemlerde aktüeryal hesaplar, hasar maliyetleri, etkin hasar yönetimi gibi ifadeler bir kenara itilir ve özellikle Trafik, kasko, sağlık poliçesi gibi tahsilat kabiliyeti yüksek ürünlerde kıyasıya bir rekabet yaşanırdı.

 

Tüm sektör yöneticileri de rekabet etmeyelim der ama bir yandan da mali gelirin cazip rakamları nedeniyle teknik olarak kar üretmenin çok zor olduğu bu branşlarda kıyasıya rekabet ederlerdi.

 

Geçmişi hatırlatıyorum biraz. Çünkü faizler gene artmaya başladı. Bazı bankaların rotatif kredi faizlerinde %40-45’ler konuşulmaya başlanıldı.

 

Gene bazı şirketlerin, artan mali gelir iştahı ile nakde çevrilmesi kolay ürünlerde teknik kardan feragat edip sert fiyat rekabetine girmeleri olası mı?

 

Değiştirmeyelim, Onaralım Zamanı

Ülke olarak güç günlerden geçiyoruz. Ama 1994, 2001, 2004 ve 2008 krizlerini iş hayatında yaşamış, karşılamış bir beyaz yakalı profesyonel olarak Ülkeme güveniyorum. Genç dinamik nüfusumuza, coğrafi konumumuza, eğitimli profesyonellerimize, çalışkan insanımıza, iş dünyasında krizler yaşamış tecrübeli yöneticilere güveniyorum.

Bu krizi de atlatacağız. Her krizin ardından hızla yükseldiği gibi yine ekonomimiz hızla büyüyecek ve genel ortalama büyümemizde benzer ülkelerden daha iyi olacaktır.

Kriz tecrübelerim bunu söylüyor ve buna yürekten inanıyorum.

Bu defaki krizin içeriği ve yoğunluğu birey, şirket ve kamu olarak farklı hareketler, eylem planları gerektiriyor. Örnek: Biraz daha ithal olmayan ürünlere yönelmek, biraz daha az tüketmek, biraz daha değiştirmek yerine onarmak gibi.

Ben X kuşağıyım. Y kuşağı kadar olmasa bile onarmak yerine yenisini alma yönünde bir alışkanlığım ve yaşam biçimim var ama 1940’larda doğan bizden bir önceki kuşak ile çocukluğum boyunca farklı deneyimler yaşadım. Yaşlanan Transistörlü radyomuzu her seferinde tamir ettirmek, bozulan ütüyü tamirciye vermek ve bir süre beklemek, bozulan TV (siyah-beyaz) yaptırmak için haftalar boyunca beklemek gibi.

Onlar 2. Dünya Savaşının yokluk döneminde Dünyaya gelmiş ve eşyalarının kıymetini bilmek zorunda olan nesildi. Sonradan mallar ucuzladı. İthalat çoğaldı ve ulaşılabilir oldu. Tamirciye ihtiyaç azaldıkça tamirci kalmadı ve  yeni nesil de tamirci olmak isteyen kalmadı.

Ama işte tam da o günlerdeyiz. Yeni işimden AUTO KING ’ten örnek vereyim.

Trafikte 20 milyonun üstündeki araçların büyük kısmı ithal araçlardan oluşuyor. Kurlar fırladı bir çok distribütör firmanın  yedek parça ve boya fiyatlarında ciddi artış yapması öngörülüyor. Aynı zamanda distribütör firmalar şu an  satışlarını durdurduğu için yedek parça sevkiyatları da olumsuz yönde etkileniyor veya etkilenecektir.

İşte tam burada; AUTO KING servisleri olarak “Değiştirmek yerine onarmak” ilkesi ile ağır hasarlı parçaların onarımına çalışarak  ülkemiz, şirketlerimiz ve bireylerin ekonomisine  bu  zorlu süreçte destek olmayı hedefledik.

Geçmiş tecrübem özellikle uzun Bayram tatilleri arasında hasarlanan araç sayısında ciddi artışlar olduğunu (Gönülden dilerim ki vefat ve yaralanma olmasın) gösteriyor.

AUTO KING, Sektöre ve bireylere Mini Hasar ve Orta Hasar onarımı yapmayı, mobil servisleri ile tampon hasarlarını, parça değiştirmeden onarmayı vaad ediyor.

Değiştirmeyip, onarmak için çok doğru bir zaman değil mi?

Yeni Bir Heyecan İçindeyim

2013 yılı içinde daha önce tanıştığımız Pera Capital Partners ekibi, Auto King firmasına yatırım yapmak istediklerini, sigorta sektöründe mevcut ve potansiyel müşteriler ile tanışma konusunda kendilerine danışmanlık verip veremeyeceğimi sordular.

Randevu taleplerime çok hızlı geri dönüşler aldım ve 10 sigorta şirketinin hasar GMY’leri ile bazı şirketlerin Genel Müdürleri ile görüşmeler yaptım. Aldığım geri bildirimlerden hızlıca ve bugün de tekrar okuduğumda etkin olduğunu düşündüğüm bir rapor yazdım ve Pera’ya gönderdim.

Bu raporun da etkisi ile, sektörünün ilk ve en güçlü oyuncusu Auto King, kitaplara konu olan başarılı girişimciler olan eski sahiplerinden satın alındı. Satın alanlar EMF Capital ve Pera Capital şirketleri idi.

Bu çalışmadan sonra Pera ekibi, bizim ilk yatırımımız Fu Gayrimenkul’e bir Genel Müdür arıyoruz, gelmek ister misin diye sorduğunda memnuniyetle kabul ettim.

Ekim 2013 de başladığım Fu Gayrimenkul Genel Müdürlüğü görevimde, ekip arkadaşlarımla ve beraber çalıştığımız 750’den fazla avukat iş ortağımız ile birlikte çok güzel neticelere imza attık.

Pera Capital Partners FU Gayrimenkul’ün %100’ü ne sahip idi. (2017 sonunda bir kusmı DCP Venture Capital’e satıldı)

Operasyonu Bilgi İşleme taşıdık, açığa çıkan insan kaynağımızı, 6 ilde kendi kadrolu avukatlarımızın sayısını artırmak için kullandık ve 2016 yılının son çeyreğinde hızlıca %100 den fazla artan işlem hacmimizi hiç aksatmadan başarıyla yönettik.

2017 yılı Fu Gayrimenkul tarihinin altın yılı oldu. Bizim hesaplarımıza göre o yıl Türkiye’de tesis edilen ticari-bireysel 550.000 ipoteğin 272.000’i tek başına Fu Gayrimenkul ekibi ve iş ortakları tesis etti. Ciro ve kar rekoru kırıldı.

Teknolojisi ile (web, mobil, ara yazılım, hızla entegre olma yetenekleri ile) verimlilikte ilave %20-30 iş yükünü bile karşılayabilir potansiyele ulaştı. Aralarında 4 kamu bankası da olmak üzere 29 banka ve 50 banka dışı kuruma hizmet vermeye başladı. Artık soranlara birlikte çalışmadığımız 3 banka var demek, çalıştığımız 29 bankayı saymaktan daha kolay hale geldi.

Aynı şirkette aynı unvan ile bu kadar uzun çalışmadım; yaklaşık 5 sene. Şimdi benden talep edildiği süre boyunca Fu Gayrimenkul Yönetim Kurulu üyesi olarak orada işleri kendilerine emanet etmekten hiç tereddüt etmediğim çalışma arkadaşlarıma desteğe devam edeceğim.

Geçtiğimiz günlerde, şirket ortaklık yapısı şu an itibari ile EMF ve Pera Capital Partners olan Auto King firmasında Genel Müdür pozisyonu ile çalışmam teklif edildi.

Memnuniyet ile kabul ettim. 07 Ağustos’da yeni görevime başladım.

Öncelikle böylesine güzide İngilizce tabiri ile “Unique” bu şirketin kuruluşunda emeği geçen Fazıl Bey ve değerli eşine, daha önce farklı alanlardaki yetkinlikleri ile değerine değer katan Güven Bey ve Ayhan Beye ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Amacım bayrağı biraz daha ileri taşımak.

Bu benim 29 yıllık profesyonel iş hayatımda 8. yeni şirketim. 8. yeni heyecanım. İlk toplantıda yeni çalışma arkadaşlarıma da söylediğim gibi hiçbirinden başarısız ayrılmadım. Buradan da aynı mutluluk ve gönül rahatlığı ile ayrılacağım günlere kadar elimden gelenin en iyisini yapacağım. Öncelikle çalışma arkadaşlarımın destekleri ile.

Elbette, Sigorta sektörünün tüm paydaşlarının da (Şirketlerin, acentelerin, brokerların, eksperlerin, servislerin, sigorta medyasının ve şu an için sayamadığım tüm paydaşların) desteğini almayı umuyor ve diliyorum.

Auto King sektöründe iyi bir marka ve önemli bir işlevi yerine getiriyor. Yetkili servislerden daha ucuza ve fakat kurumsal kimliği ile iş ortaklarına ve nihai müşterilerine  güven  (iki yıl garanti ile) veriyor.

Her ay binlerce müşterinin mini hasarını kısa sürede ve hasarsızlıklarını etkilemeden onarıyor.

Dolu hasarlarında şirketlere, filolara şahıslara hızlı ve profesyonel servis veriyor.

Tampon tamirlerini büyük bir hassasiyetle gerçekleştiriyor.

Gelişmeye büyümeye, insana, teknolojiye ve yeniliklere yatırımlarına devam edecek.

Üstelik iyi bir iş modeli şu anda Yunanistan’da olduğu gibi, niye yurt dışında da bizleri gururla temsil etmesin ki…

Sigortacılar Büyük Yangın Hasarlarına Hazır mı?

1998, 2001, 2004, 2008 ekonomik krizlerini, ağırlıklı olarak Sigorta sektörü üst yönetiminde görev yaparken tecrübe ettim.

Sanki ufukta, yeni bir ekonomik sıkışma dönemi var.

Özellikle ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımlarından dolayı paranın ABD’ye geri dönmesi ve piyasaya eskisinden daha az likit verilmesi nedenleriyle kaynak bulmak zorlaştı veya maliyeti çok arttı.

Öte yandan, Türk özel sektörünün sürekli yeni kaynak bulmaya dayalı büyük bir dış borç yükü var.

Dolar ve Euro’nun değeri TL karşısında hızla artıyor, faizler yükseliyor, bankalar kredi faizlerini artıyor ve kredi kullandırmaktan imtina ediyorlar.

Konkordato, iflas, yapılandırma, kredi yüzdürme haberleri peş peşe geliyor.

Peki işinin odağında risk olan sigorta şirketlerini böylesi dönemlerde ne tür istisnai riskler bekliyor?

Böylesi dönemlerde Sigortacıları bekleyen  en büyük risk:

“Fabrika, tesis, stok ve iş yerlerinde meydana gelen yangın hasarlarındaki artışlar” olacaktır.

Nakde sıkışan, aktiflerini satsa dahi sigortaladığı güncel değerleri tutarında gelir edemeyeceğini düşünen, alacaklarında, borçlarında sorun yaşayan firmaların tesislerinde, depolarında stoklarında meydana gelecek yangın sayılarında ciddi artışlar olmaya başlayacaktır.

Basından takip ettiğim kadarı ile olmaya başladı bile.

2001 ve 2008 krizi sonrası görev yaptığım sigorta şirketlerinde fabrika, işyeri yangınlarında hissedilir bir artış olmuştu ve genellikle de yangın nedeni “elektrik kontağı” kaynaklı gerçekleşiyordu. Çünkü; bu nedenle çıkan yangınlarda sonrası süreç tesis sahibi için daha az sorunlu ve sorumlu bulmak zor. Rücu imkanı da neredeyse yok.

Sigorta şirketleri ne yapmalı?

Öncelikle önleyici tedbirler almalılar.

  • Yapabiliyorlarsa kuracakları bir ekip ile aynı bankaların “risk izleme birimi” hassasiyetinde büyük tesis sahibi müşterilerinin mali yapılarını, moralitelerini takip etmeliler.
  • Yenileme öncesi veya yapılabiliyorsa sigorta dönemi içerisinde özellikle elektrik alt yapısına dönük risk teftişleri yapılmalı, aksaklık veya eksiklik giderilmeden teklif verilmemelidir.
  • Henüz yenileme dönemi gelmemiş olsa dahi, sigorta dönemi içerisinde şirketlerin satış ekiplerinin yanı sıra riziko teftiş ekipleri ve bağımsız eksperlerin bilgi birikimlerinden istifade edilip, yerinde müşteri ziyaretleri yapılmalı.
  • Yangın riski görece fazla ve bu ortamda finansal olarak en olumsuz etkilenecek sektörlere özellikle dikkat edilmeli. Örnek: Tekstil, boya, ambalaj vb. gibi.

Yangın anında ve sonrasında da tedbirler alınmalı:

  • Yangın haberi alınır alınmaz, yangına dair tüm gelişmeler video kaydına çekilmeli,
  • Basın haberleri takip edilmeli,
  • Firma moralitesi araştırılmalı,
  • Gerekiyorsa özel uzmanlar kiralanarak yangının gerçek sebebi araştırılmalıdır.
  • Bu konularda birlikte çalışılan reasürör’lerden de deneyimleri talep edilebilir.

Bu arada yat yangınları da böylesi dönemlerde artabilir.

İyi niyetli tacirlerin başına gelebilecek gerçek yangın hasarlarını konudan müstesna tutuyorum.

Alacak Sigortaları

Son günlerde Ekonomi Yönetimi’nden, KOBİ’lere dönük bir Alacak Sigortası Havuzu’nun kurulmasına ilişkin açıklamaları sıklıkla duyuyoruz.

Geçmiş çalışmalarımın verdiği tecrübe ile Alacak Sigortaları başlıklı kısa bir yazı kaleme almak istedim.

Alacak Sigortaları; sigorta sözleşmesi ile kararlaştırılan kredili satış ve kredili hizmet işlemlerinde alıcının;

  • İflas etmesi,
  • Tüzel kişi olması halinde, borçlarını ödeyememesi nedeniyle hakkında tasfiye kararı alınması,
  • Borçlarının ödenmesi ile ilgili olarak bir mahkeme veya yetkili bir resmi merci tarafından tüm alacaklıları bağlayan kısıtlayıcı bir karar alınması,
  • Borç ödemede acze düşmesinin belgelenmesi veya bu durumun sigortacı tarafından kabul edilecek başka bir şekilde kanıtlanması suretiyle yapılan icra takibinin sonuçsuz kalması,
  • Borçları ile ilgili konkordato ilan etmesi ve hukuki olarak yukarıda belirtilen durumlara eşdeğer görülen diğer haller sonucu satıcı konumundaki sigortalının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaptığı satışların bedelini kısmen veya tamamen alamaması nedeniyle uğrayacağı maddi zararlar,
  • Ayrıca sözleşme olması şartı ile; yukarıda sayılan hallerin dışında alıcının sözleşmede kararlaştırılan şartlarla mal veya hizmet bedelini ödememesi (temerrüt) hali

teminat altına alınmaktadır.

Teminat poliçede belirtilmek şartıyla yukarıda sıralanan riziko gruplarından sadece biri veya birkaçı veya tamamı için verilebilmektedir.

Alacak Sigortaları konusunda benim ulaştığım tarihçede önemli adımlardan bir tanesi; 1840’lı yıllarda, Amerika’nın doğusundaki tüccarların o yıllarda hızla gelişmekte olan batı bölgelerine sattığı malların bedellerinin ödenmeme oranının artması üzerine, ticaret yapan firmaların sicilinin tutulması amacıyla New York’ta bir enformasyon sisteminin kurulmasıdır. Bu çalışmalar neticesinde firmalar hakkında ciddi boyutlarda bir veri tabanına ulaşılmış ve firmalar notlanmaya (rating) başlanılmıştır.

Notlama (Rating) dört ana kategoride yapılmaktadır.

  1. Güçlü (Strong)
  2. İyi (Good)
  3. Orta (Fair)
  4. Zayıf (Poor)

Notlama gerçekleştirilirken şirketlerin belli başlı finansal rasyoları ve rakamlardaki geçmiş trendlere bakılmaktadır.

Gelişmiş istatistiki yöntemler kullanılarak bilançolarda makyaj olsa bile bir şirketin nereye doğru gittiğine dair bilgiler sağlanabilmektedir.

Şirketlerin düzenli olarak notlanmaya (rating) başlanması zaman içerisinde Alacak Sigortası şirketlerinin kurulmasının yanı sıra, neredeyse hepimizin isimlerine aşina olduğu Standart&Poors, Fitch, Moody’s gibi rating şirketlerinin kurulmasına da temel teşkil etmiştir.

Alacak Sigortalarında teminat, sigortalının muhtelif alıcılarla yaptığı sözleşmelere göre faturalandırılan ve bedeli özel şartlarda belirlenen azami vade süresi içinde ödenmesi kararlaştırılan mal ve hizmet satışlarına sağlanmaktadır.

Aksi kararlaştırılmadıkça, sigortalı ile alıcılar arasında düzenlenen satış sözleşmelerine göre yapılan tüm satışların sigorta kapsamında bulunması esastır. Sigortalı bu amaçla, söz konusu satış sözleşmeleriyle ortaya çıkan cirosunu özel şartlarda belirlenen usullere göre sigortacıya beyan eder.

Yine taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça sigorta teminatı, sigorta süresi içinde yurtdışına sevk edilmiş olan mallar veya hizmetler veya yurtiçinde teslim edilmiş olan mallar ve hizmetlerden doğan alacakları, bu mal veya hizmetlerle ilgili faturaların, sigorta süresi dahilinde ve azami faturalama dönemi içinde düzenlenmiş olması kaydıyla kapsar.

Fiyatlama da prime esas değer, kural olarak müşterinin seçili riskli alacakları değil, bütün alacaklarıdır.

Sadece:

  • Peşin Satışlar,
  • Banka Garantisi Kapsamında yapılan satışlar,
  • Kamu’ya yapılan satışlar,
  • Grup Şirketlerine yapılan satışlar,

cirodan düşülmektedir.

Sonuç olarak; kurulacak alacak sigorta havuzunun yapısı ve süreçlerinin iyi kurgulanması önemlidir. Müşterilere ait notlama (rating) sisteminin paralelinde geliştirilmesi ve modern dönem ihtiyaçlarına cevap verecek kriterleri içermesi gerekmektedir.

Alacak sigortalarının yaygın kullanımının sağlanması ve ekonomiye beklenen katkısının açığa çıkartılması için,  riskin doğru seçiminde  KGF ve KKB verilerinden etkin biçimde faydalanılmalıdır.

Ayrıca banka karşılıklarında gerekli düzenleme yapılarak, bankaların alacak (kredi) sigortalarını KOBİ’lerin banka kredilerine bir teminat olarak kabul etmeleri sağlanmalıdır.

Ancak bu sayede, Alacak Sigortaları Havuzu gerçek işlevini yerine getirecek; hem lokal bankacılık düzenlemeleri ve hem de Basel uygulamaları nezdinde banka bilançolarının olumlu etkilenmesini sağlayabilecek ve de düzgün iş yapan KOBİ’lerin iş hacmini hızla geliştirecektir.

28 Mayıs-03 Haziran “Sigorta Haftası” Kutlu Olsun

Küba: Renkli, İçten, Yoksun

İlk defa bir tura katılarak seyahat gerçekleştirdik.

Ejder Tur organizasyonu ile Küba ziyareti yaptık. Tur kapsamında uçuşumuz giderken Air France hava yolları ile dönüşte de aynı havayolunun ortağı KLM ile aktarmalı gerçekleşti. Ne yazık ki Air France’da yaşanan grev nedeniyle, aktarma yaptığımız Paris’te, yer hizmetlerimiz anormal yavaş ilerledi.

Öte yandan yine Air France’ın Paris-Küba yolculuğunda yemek ve servis kalitesi çok iyiydi.

Küba, Havana Jose Marti Hava limanına indiğimizde, bizimle aynı zamanda ulaşan  bir Afrika uçağından inen yolcuların ve de valizlerinin renk çeşitliliği ve canlılığına hayran kaldık.

Hava limanından bindiğimiz otobüsler bizi birbirine yakın Casa (kendi dilleri İspanyolca’da Ev demek) adı verilen, ev-pansiyonlara dağıttı.

Bizim kısmetimize 1929 yılında inşaa edilmiş tek katlı, güzel avlulu bir ev düştü. (*) ev sahiplerimizin de evde konakladığı Casa’larda, evin her bir odasına  banyo ve tuvalet eklenmiş, Devlet’ten turizm belgesi alınmış (Bu evlerin turizm konaklamasına uygun “Casa” olduğunu, evin dış kapısına astıkları mavi renk gemici çapasına benzer işaret ile gösteriyorlar), ev sahibi evde günlük yaşamını devam ettirirken, 2-3 odasında da yabancı turistleri misafir ediyorlar.

Sabah kahvaltılarımızı ev sahibimiz hazırladı. Kahvaltıda, tropik meyveler, ananas, mango, Hindistan cevizi, ejder meyvesi (Dragon Fruit),  yumurta, tereyağı ve kaşarlı tostlar yer alıyordu. Kahvaltı aldığımız beş gün boyunca, her gün farklı bir tropik meyvenin suyunu da yiyeceklerimizin yanında içecek olarak getirdiler. Genelde ingilizce bilmedikleri için el işaretleri ile anlaştık.

Küba, yaklaşık 112.000 Km2’lik yüzölçümü ve 12 mio nüfusu ile çok renkli bir insan karışımı. Kolomb’un Amerika kıtasını keşfinden önce ilk keşfettiği kara parçalarından birisi imiş. Zamanla Avrupa-Amerika kıtaları arasındaki ticaret ve nakliyatta önemli bir liman olmuş. Avrupalı kaşifler Küba’nın iklimine uygun ancak, işçiliği ağır olan şeker kamışı yetiştiriciliğine başlamışlar ve Afrika’dan getirilen köleler, şeker kamışı tarımında zorla çalıştırılmışlar. Bu tarihi gelişimin de etkisi ile bugün mevcut nüfusun %8’i Afrika kökenli.  Büyük çoğunluğu İspanyol kökenli, bir kısmı diğer Avrupa ülkelerinden ve bir kısmı da melez.

     

Özellikle, Afrikalı genlerinin ve de günlük hayatta önemli bir yer tutan dansın hareketliliği ile kadın ve erkek fizikleri fit. Değişik bir ülkeye geldiğinizin ilk işaretini,  Havalimanında pasaport polislerinin neredeyse tamamının mini etekli, file çoraplı, renkli tokalı, fit vücutlu genç kadınlardan oluşmasından anlayabiliyorsunuz.

Şeker kamışından elde edilen Rom,  hem milli içkileri olmuş hem de dönemin denizcileri için çok yaygın bir içki olarak kullanılmış. Hali hazırda Havana Club markası ile alkol ve dinlendirilme sürelerine göre 3 farklı rom çeşidi günlük hayatın her yerinde.

Özellikle rom, toz şeker, gazoz, nane, limon ile yapılan ve sıcak havalarda çok iyi bir serinletici olan “Majito” Küba Havana orjinli. Dünya’da Mojito’nun ilk hazırlandığı Bar da, “Del Medio” adı ile turistlerin uğrak yeri olmuş.

İlk gün yaptığımız hızlı eski şehir turunda öğrendiklerimizi seyahatin dördüncü gününde serbest zamanımızda daha sakin şekilde gezdik. Hemen her restorandan gelen canlı müzik sesleri, şehri sarıyor ve dinamik kılıyor.

Dünya tarihinde önemli isimlerin büstlerini sergiledikleri parkta, Atatürk büstünü görmek ve aynı tarihlerde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına denk gelmesi bizleri ve turda bulunan diğer 39 kişiyi ayrıca heyecanlandırdı.

Havana’da binalar çok renkli. Trafikteki araçların tamamının eski 1950’li yıllar Amerikan arabaları olduğu önyargısı ise hatalı. Trafikte genellikle Rus Lada başta olmak üzere yeni arabalar seyrediyor. Yine Küba’da resmi taksi yok, “hangi araca elinizi kaldırırsanız taksi odur” denilirken hava limanından itibaren sarı taksileri görmek bizlerin önyargılarını değiştirdi.

Ülke içerisinde yaptığımız şehirlerarası yolculuklarda insanların (yol boyunca yüzlerce, binlerce insan) ellerinde Peso’ları göstererek, seyahat etmek istedikleri istikamete gitmekte olan araçları durdurmaya çalıştıklarını gözlemledik. Aslında bu yaşam biçimi “Bla Bla Car”‘ın henüz endüstrileşmemiş “Paylaşım Ekonomisi” modelini andırıyor.

Diğer taraftan, ev sahiplerimiz ile birlikte aynı evlerde konaklamak “Air BNB”‘i ev paylaşım modeline benziyor.

Kapitalist sistemin en son Paylaşım Ekonomisi trendlerinin fikri yenilikleri acaba Küba kaynaklı mı? diye düşünmedik değil. Hatta biraz daha uzun Küba’da kalsak yapacağımız gözlemlerden inovatif bir paylaşım ekonomisi iş fikri de biz bulur muyuz? diye, aklımızdan geçirdik.

Küba nüfusunun 2/3 e yakını aylık 30 USD’lık bir maaş ile geçiniyormuş. Her 100.000 kişiye düşen doktor ve okul sayısı ile Dünya’da en iyi sıralardalar. Hatta rehberimizin bize verdiği bilgi, eğitimde o kadar başarılılar ki bazı Orta Amerika ülkelerine aldıkları petrol karşılığı, eğitim ihraç ediyorlarmış.

Bununla birlikte turistler için ucuz bir ülke değil.

İki ayrı para birimleri var. CUC (Convertable Peso) ve Peso. CUC’u yabancılar, Peso’yu ise Kübalılar kullanıyorlar. 1 EUR biz orada iken 1.20 CUC değerinde idi ve içtiğimiz en ufak pet su fiyatı 1 CUC’a, TL olarak 4 TL’ne denk geliyordu. Bu arada 1 CUC= 25 Pesoya karşılık geliyordu. Tuvalet ziyaretleri neredeyse tamamı ücretli ve 1 CUC= 4 TL.

Tura birlikte katıldığımız yakınımın ateşinin çıkması ile sağlık hizmetlerini de test etme fırsatımız oldu. Yüksek ateş teşhisi ile yolun karşısındaki Sağlık Ocağı’nda, bir kadın doktor ve bir hemşire orada bulunduğumuz 1-1.5 saatlik sürede hasta ile yakından ilgilendiler. “Tüccar Hastane” kültürüne alışmış bizler için o ateşin karşılığı en az bir şişe serum olmalıydı. (Hep öyle oluyor da). Oysa Kübalı tıpçıların uyguladığı vücut yüksek ateşini soğuk su ve bez ile kısa sürede düşürmesi bizim büyük metropol hastanelerinde alıştığımız (?) tıp anlayışından farklı idi.

İşte bu noktada, sağlık alanında hem varlık hem de yoksunluğu birlikte gördüm. Ateşin seyahat esnasında tekrar yükselme ihtimaline  karşı doktorun yazdığı ve hepsi birbirinin muadili 5 ayrı ilacı iki eczanede de bulamayınca, doktor var ilaç yok hissi yaşadım. Biraz hayal kırıklığı…

Ama bu teşhis sizleri yanıltmasın. Beraber seyahat ettiğimiz 3 kişi Küba turuna tedavi için katılmışlar. Sağlık turizmi bir sektör olmuş. Internet aracılığı ile hastanelerden randevu alınıyor. Ülkemizde olmayan bazı tıbbi tedavi yöntemleri, ilaçlar geliştirmişler. Örneğin, bizim tur grubunda yer alan ileri derecede sedef hastası bir arkadaşımız 3 gün Havana’da hastanede başladığı tedavisine ilişkin 2 yıllık tedavisinin tüm ilaçlarını kutular içinde Ülkeye getirdi. Ülkemizde çare bulunamayan bu hastalığın ilerleyen aşaması Karaciğer kanseriymiş. Sonradan öğrendiğime göre arkadaşımızda ilaçlar işe yaramış.

İlk konuk olduğumuz otel-evde sohbet imkanı bulduğumuz onkoloji hemşiresi, 3 ve 4 grade kanser tedavilerinde olumlu sonuçlar alınan tedavi yöntemlerinin olduğunu. Biraz da turistik olmak ile birlikte dil altına 3 damla şeklide önleyici kanser ilaçlarının da bulunduğunu anlattı. Özellikle genetiğinde kanser bulunan çok sayıda kişinin bu aşılardan kullandıklarını ifade etti.

Peki bu denli kanser tedavisinde gelişmiş ülkede kanser hastalığı var mı? Diye sorduğumuzda özellikle Puro içiminin sıklığı ve yoğunluğundan kaynaklandığını düşündükleri yaygın kanser hastalığı bulunduğunu ifade etti.

Bazı temel ihtiyaç maddelerine ilişkin de yoksunluk vardı. Örneğin kaldığımız otel evlerde ve hemen hiçbir umumi tuvalette sabun yoktu. Tur organizatörümüz bizleri önden bilgilendirdiği için yanımızda bolca ıslak mendil ve kişisel kullanım için sabun, şampuan götürmüştük.

Sokakta oynayan bir sürü çocuk 1970’lerin ikinci yarısı ve 1980’lerin başlarındaki Türkiye mahalle kültürüne çok benziyor.

   

Ortalıkta çok polis gözükmese de, bunca yoksunluk ortada iken suç ve turiste dönük güvenlik konusunda kendimizi çok güvende hissettik. Ki bu anlamda tur organizatörümüzün verdiği ön bilgi de aynı yönde idi.

Bir tek kısa dipnot. Özellikle Havana’da, “Yakınlarda büyük bir müzik festivali var. Küba’nın meşhur müzik grupları çalıyor. Üstelik ücretsiz,” şeklinde tanıtım yapan kadın ve erkekler sizi hiç de temiz olmayan bir lokale götürüp, iki kat fiyat ile içecek almanızı ve tanınmamış bir müzik grubunun yaptığı, Küba için sıradan bir müziği dinlemenize yol açabilir. (Bizim grubun serbest günde tecrübe ettiği şekilde)

Anladığım kadarı ile Kasım, Aralık ve Ocak ayları dışında hava hep aynı sıcaklıkta. Çok çalışan klimalı lokallerdeki klima kaynaklı soğuklar dışında gece gündüz bir tişört yeterli.

Yedi gece konakladığımız Küba’da, en güzel müziği ve dansı, Trinidad’da eski şehirde, halka açık merdivenlere kurulan sahnede, gün boyunca çalan farklı müzik grupları ve onlara muhteşem salsa dansları ile eşlik eden açık hava konserlerinde gördük. Dans edenlerin bir kısmı acaba oradaki tesislerin maaşlı elemanları mıydı? bilmiyorum. Çünkü sürekli aynı muhteşem dansçıları, izleyen günlerde de dans ederken izleme fırsatımız oldu.

İşte burası hem evlerin güzelliği, çiçekler, müzik, yine aynı rom ile yapılmış buzlu Daiquiri kokteylleri ile umduğumuz ve hatta umduğumuzdan güzel Küba idi.

İnsanlar sıcak, konuşkan, içten. İçtenlikleri, samimiyetleri ile  sanki 30 yıl önceki Türkiye’den insan manzaraları.

Küba deyince Fidel, Raul, Che gibi önemli karakterler hemen gözümüze geliyor. Bize anlatılan; Fidel Castro kendisinin ikonlaştırılmasını istememiş. Ancak, sokak resimlerinde, okullarda, tişörtlerde, şapkalarda ve pek çok başka yerde Che’nin ikon haline gelmiş fotoğrafını görmek mümkün.

41 kişilik grupta, eşim ve ben sanıyorum yaş ortalamasını düşürüyorduk. 51-52 li yaşlarımızla grup yaş ortalamasını siz düşünün…

Üzerinden günler geçtikçe Ülkenin yoksunluğuna ilişkin bende ki intibaların azaldığını hatta kaybolduğunu,

Çok renklilik, insanlarındaki samimiyet ve içtenlik, tropikal meyveler, bitki örtüsü, alışmadığımız farklı doğallık, içmedim ama yaşatılan puro kültürü, Rom kaynaklı kokteylleri ve bir dolu başka pozitif duygu ile iyi ki Küba’yı ziyaret etmişim diye düşünüyor ve ziyaret etmenizi öneriyorum.

(*) Havana da konakladığımız Casa ve ev sahipleri süperdi. Doğrudan temas etmek isteyenler için kartları aşağıdadır.