Mutlaka Gidin Makedonya

Son dönem fazla yorulduk, önemli bir haftaya daha zinde ve dinlenmiş girelim istedik.

Çoluk, çocuk Türk Hava Yolları’ndan, Üsküp’e (Skopje) Cuma günü saat 12.35 uçağına gidiş ve Pazar günü saat 13.55 uçağına dönüş bileti aldık.

Yolculuk 1 saat 10 dakika sürüyor. Ancak; Atatürk Hava Limanı’ndaki yoğunluk nedeniyle gidişte ve dönüşte 20-30 dakika gecikmeler oldu.

Üsküp Hava Limanını TAV işletiyor. Yakında başlayacak Türk İhraç ürünleri fuarı afişleri her yerde asılıydı ve mahalle aralarına kadar Halkbank şubeleri ile mağazalarda genellikle Türk ürünleri görmek hoş ve etkileyici idi.

Otelimizi  internet ve telefon ile kendimiz ayarladık. (Hotel Orange Inn )

Hotel Orange Inn

Internetteki görüntü ve 3 yıldız ile havaalanından otelimize vardığımızda karşılaştığımızda gördüğümüz bina arasında, inanılmaz fark vardı.

Otelimiz mahalle arasında, etrafındaki apartmanlar ile aynı ama otel olarak kullanılan bir bina idi. Fakat kaldığım pek çok gerçek 4 yıldızlı otelden daha temiz, daha evinizde hissettiren, güzel kahvaltısı olan bir oteldi. Çok memnun ayrıldık. Her şeyden öte insanlar iyi, sıcak kanlılar. (Makedonya genelinde insanlar sıcak)

Üsküp’ün ortasında Büyük İskender’in heykelinin olduğu bir meydanı var. Meydan, Vardar nehrinin  üzerinden Eski Pazar (Şehre) geçen bir taş köprü ile sonlanıyor. “Bütün Güzel şehirlerin ortasından su geçer.” cümlesine paralel, hoş bir manzarası var.

Makedonya, yaklaşık 520 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmış. Hatırı sayılır sayıda Arnavut ve Türk yaşıyor. Özellikle Eski Pazara (Şehre) geçtiğiniz anda dil (yazılı da dahil olmak üzere), Türkçe ye dönüyor. Gezdiğim ülkeler içinde Türk kahvesi ve demli çayı orjinaline bu denli yakın şekilde başka hiçbir ülkede içmedim.

Köprünün meydan tarafı ne denli modern ise karşı tarafı o denli otantik.  Meydan tarafında daha çok Ortodoks Hristiyanlar ve karşı tarafta ise (Eski Pazar) Müslümanların yaşadığı söylendi bize. Şehirde nedense,  bir din yarışı var gibi bir hissettik. Kiliseler, camiler. Şehre hakim bir tepede, her yerden gözükebilen ışıklı büyük bir haç.

 (Milenyum Haçı diye adlandırılıyor.)

Genellikle Eski Pazar tarafında ağırlıklı olmak üzere, her yer eski Osmanlı eserleri ile dolu. Hamamlar, Camiler, Türk Evleri, köprüler vb. gibi…

Konuştuğumuz bir Makedon, dillerinin içerisinde pek çok kelimenin Türkçe olduğunu, kullananların bile onların Türkçe olduğunu bilmediğini söyledi. Cezve, fincan, bodrum, çadır gibi.

Meydanda Fufa isimli hoş mekanda yemek yedik. Ortamın ve insanların sıcaklığına tezat, yemekler kötüydü.

Bir sonraki gün Eski Pazarda (şehirde) “Turist” isimli lokantada yemek yedik. Güveçte kuru fasulye ve köfte. Yanında da koca bir tabak turşu ve ayran (Yurt dışında her yerde bulunmaz),  Köfte Tekirdağ köftesine benziyordu. Turşu, kocaman bir tabakta geldi ve  kırmızı dolma biberlerin de olduğu sunumun yanı sıra süper lezzetliydi.

Mahalle aralarında genellikle kadınların işlettiği pastaneler ve büfelerin ürünlerinin, lezzetlerini de deneyin.

Trafik yok sayılır. Şehir aşağı yukarı 500.000 kişinin yaşadığı küçük bir şehir, ancak merkezde  hareket geç saatlere kadar devam ediyor. Güvenlikle ilgili gece-gündüz  hiçbir rahatsız edici durum yok.

“The Museum of National Fight”, köprünün eski pazar (şehir) tarafında. Pazar günü 10:30-11:30 arası bir rehber eşliğinde gezdik.

Aklımda kalanlar:

-Makedonların, Makedon olduklarını ilk defa 1685 yılında  bir Makedon isyancı dile getirmiş. Kısa zaman içerisinde Osmanlı askerleri tarafından yakalanmış ve öldürülmüş, ama milli bilinçlerinin başlangıç noktası kabul ediyorlar.

-The Museum of National Fight da, Makedon tarihini anlatan cok sayidaki resmi Rus ve Ukraynalı ressamlar çizmiş. (Milli bilinç oluşturmada ressamların, tarihi biraz etkileme, şekillendirme çabası olmuş.- bence-)

-19. Yüzyıl sonunda ve 20. Yüzyıl başında, direniş örgütleri kurulmasıyla başlamış. Genç Türkler hareketinden etkilenmişler.

-İlginç notlardan bir tanesi Makedon Üniversite öğrencilerinin Selanik te Osmanlı Hükümeti varlıklarına karşı bombalar ile suikast yapmak için eğitim aldıkları, bilgisi idi.

-Rehberin anlattığına göre; 1901 yılında, tarihte Amerika dışında kaçırılan ilk Amerikalının (Ellen Stone)  Makedonya da bir direnişçi tarafından kaçırıldığını, buna karşılık Osmanlı Hükümetinin ülkesinde misafir tuttuğu Amerikalı için, direnişçilere (14.000 altın lira) fidye ödediği ve bu fidyenin de direnişçilere silah alımında kullanıldığı, bilgisini duymak ilginçdi.

-Balkan ülkelerinin Osmanlı’ya karşı mücadelede ortak hareket ettikleri gibi, mücadele sırasında ve sonrası birbirleri ile de sorunlar yaşadıklarını dinlemekte, farklı bir bakış açısı sağlıyor.

-Bence Balkan tarihini birde Makedon bakışı ile dinlemek için müzeyi ziyaret edin derim. Kişi başı 300 Makedon Denar’ı. (1 EUR= 61.5 Denar)

Cumartesi günü İştip’e (Stip) günü birlik bir ziyaret yaptık. Üsküp- İştip arası araba ile yaklaşık 1-1.30 saat sürüyor. Otobana girişte 30 ve çıkışta 60 Denar para ödedik. (Hem giriş, hem de çıkışta para alınıyor olması ilginç)

İştip’te, artık kurumuş bir nehrin (veya daha küçük bir akarsu) çevresine kurulmuş.

En görülesi yeri Türk Konakları adı verilen tarihi evlerdeki küçük, sevimli müze. O bölgede bulunan “Taş Çağı” eserlerinden başlamış, Roma, Bizans, Osmanlı, 1. ve 2. Dünya savaşlarına kadar dönemlerin anlatıldığı, ufak ama anlamlı bir müze oluşturulmuş.

Türkçe biliniyor. Az Türk kalmış. Ancak, yaklaşık 400 Türkiye’den gelmiş öğrencinin okuduğu bir üniversitesi varmış.

Özetle, 1 saatlik uzaklıkta, vize almadan gidilebilecek, sıcak kanlı insanların, tarihimizden eserlerin, güzel ve tanıdık lezzetlerin ve de ucuz fiyata bulunduğu (Örnek: Cumartesi gecesi otelin altındaki pastaneden 5 kişi için aldığımız çeşit çeşit börek, tatlı ve ayran için 18 TL karşılığı Denar ödedik.), Türkçe kullanarak anlaştığınız,  Makedonya’yı gezmenizi mutlaka öneririm.

Biraz da göçmen kökenlerimizden olsa gerek, bizim çıktığımız en anlamlı gezilerden birisiydi diyebilirim.

 

Reasüransın da online’ı varmış…

Bugün bir telefon görüşmesi sırasında, Türkiye’de online sigortacılığın başarılı bir örneği olan www.sigortadukkanim.com ‘un yaptığı gibi, bireysel müşterilere en uygun teklifi hazırlamak ve poliçe üretmekle sınırlı olmadığını, reasürans sözleşmelerinde de online platformların kullanılabildiğini öğrendim.

SwissRe, SwiftRe adında bir platform oluşturmuş. 

Bu platformda;  üzerinde detaylı çalışılması gereken kompleks riskler değil ama; daha basit ve yapılandırılmış  bireysel segment, ticari veya basit endüstriyel ihtiyari işlerde risk bazlı reasürans çözümleri sunuluyor.

SwiftRe’yi tanıtan broşürü incelediğimde, işleyiş şu şekildeymiş: 

Size bir hesap açılıyor ve Dünya’nın herhangi bir yerinden, olabildiğince az bilgi girişi ile ihtiyaç duyulan kapasiteye ulaşılabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda, Dünya’nın herhangi bir yerinden, online ve gerçek zamanlı ihtiyari reasürans korumasına ulaşmak istiyorsanız, ilgili adresleri ziyaret etmenizi öneriyorum.

Olmaz Olmaz Deme Hiç

6 sene boyunca Cruise gemilerinin gelip gittiği, Galata limanı manzaralı bir ofiste görev yaptım.

Her yıl Mart’tan itibaren yoğunlaşmak üzere  limana yeni “Cruise Gemiler” gelir giderdi. Bazen manevralarını tam ofisin önünde yaparlardı.

“Ah o gemide ben de olsaydım”, dediğim çok olmuştur.

Neredeyse, çalıştığımız 8 katlı bina yüksekliğinde, koca koca gemiler çok etkileyici ve sağlam görünüyorlardı.


 
Costa Concordia isimli Cruise gemisi de bunlardan bir tanesi idi.

Bir gün öğrendik ki batmış.

2005 yılında göreve başladığım Sigorta Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı, küçük sayılabilecek ölçekteki sigorta şirketimizin birlikte çalıştığı dev görünen reasürör şirketlerinin, S&P ve A.M. Best rating notlarının, en az A+ olması gerektiğini söylediğinde biraz şaşırmış, böyle bir not sınırını ölçeklere baktığımda abartılı bulmuştum.

Yönetim Kurulu Başkanı’nın doğru düşündüğünü ve benim yanıldığımı, 2008 krizi ile ekonomide dev firmaların yaşadığı gelişmelerle gördüm.

Rating, yeterince tanımadığınız iş ortaklarınızın ekonomik güçlerini göstermesi açısından büyük bir kolaylık. Birileri sizin yerinize ve sizin hesaplayacağınızdan çok daha detaylı riskleri ölçüyor, potansiyel iş ortaklarınızı notluyor.

Gerçi global kriz süresince, yüksek notlara sahip oldukları halde, mali açıdan sıkıntıya düşen firmalar görmedik mi? gördük.

Rating değerlendirmelerini, beğensek te beğenmesek te; firmaların mali durumları ve riskleri ile ilgili 3. taraflara ciddi bir veri sağlayan, başka bir ölçü kriteri bugün için yok.

Reasürans anlaşmaları yapmaya çıktığımızda görüştüğümüz ve her seferinde tretelerimizin içerisinde yer almasını çok istediğimiz bir Reasürans Şirketi vardı. Partner Re.

Geçtiğimiz günlerde, S&P Rating şirketi, Partner Re’nin “Kredi ve Finansal Güçlülük” notunu AA- den, A+’ a indirmiş. Görünümünü  değiştirmemiş; “İstikrarlı” (Stable) olarak korumuş.

Bugün, sosyal medyada “firmanın notunun düşürülmesiyle” ilgili bir yorum okudum.

“Bu senenin sonuna kadar reasürörler arasında, daha çok not indirimi göreceğiz. Bütün AA notlar, A ya indirildiğinde, belki de yeni risk sınırımız AA yerine A olacak. Çünkü; Risk Algısı her zaman görecelidir.”

diyor.

Öyle midir? Ne dersiniz?

2020 Nüfus Yapısı

Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin nüfus yapısı nasıl şekillenecek konulu bir çalışmayı inceledim.

Çalışmaya göre, 2020 yılında  nüfusumuz yaklaşık 80 mio kişi olacakmış.

2010-2020 döneminde;

– 0 – 15 yaş arası nüfus, yaklaşık %9 oranında azalacakmış.

-16-65 yaş arasındaki nüfus %14.5  artış ile, 55 milyon kişiyi geçecekmiş.

-65 yaş üstü nüfus %35 oranında artacakmış. (Öngörülerde, 65 yaş üstü nüfus her 5 yılda, 1 milyon kişi artıyor.)

 

Nüfus yapısında bence, en dikkat çekici değişimler:

  • Satın alma gücüne ulaşan insan sayısında çok ciddi bir artış olması,
  • 65 yaş üstü insan sayısının da oransal ve mutlak rakam olarak artıyor olması.

 Farklı çalışmalarda gözlemleme fırsatı bulduğum, gelişmiş ekonomiler ile kıyaslandığında, ülkemizdeki;

  • Konut sahipliği potansiyeli,
  • Araç sahipliği potansiyeli,
  • Bireysel kredilerdeki potansiyel,

gibi unsurlarla; 15-65 yaş arasındaki nüfusta meydana gelecek büyümeyi yan yana düşündüğümüzde, gelecek 10 yıl için olumlu beklentiler, daha da heyecan verici hale geliyor.

 

Ne Lüks, Güncel Bilgiye Dayalı Karar Alabilmek.

Bugün, ABD kökenli “Mu Sigma Limited” (www.mu-sigma.com) firmasının temsilcileri ziyaretimize geldi.

Mu Sigma: Dünya’nın en büyük analitik hizmet sağlayıcısı şirketi imiş. Fortune 500 de yer alan 50 firma ile çalışıyorlarmış. ABD de sağladıkları ticari başarıyı Avrupa ve Türkiye’de de yaymak istiyorlarmış. Bu amaçla, pazarı tanımak için hızlı ziyaretler gerçekleştiriyorlarmış.

Firmalarda her gün binlerce karar alındığını, bu kararlar alınırken, genellikle geçmiş tecrübelerden faydalanıldığını, ancak;  geçmiş tecrübenin bugünkü şartlara uygun kararların alınmasında, kullanımının risk içerdiğini ifade ettiler.

Karar alıcılara varolan en son, en güncel bilgileri süzgeçten geçirerek sunduklarını (kullandıkları model aracılığı ile) ve analitik bilgi kullanımının kurum içerisinde yaygınlaştırılmasını sağladıklarını söylediler.

Şirketten şirkete değişmekle birlikte, 8-12 hafta arasında karar alıcılara, alacakları kararlara ilişkin analitik ve güncel bilgiyi sunabilecek altyapıya ulaşabildiklerini ilettiler.

Binlerce, milyonlarca bilgi içerisinden firmanın karar alma süreçlerine en fazla etkisi olacak bilgileri süzebildiklerini ve belli bir kalıpta karar alıcılara sunduklarını ilettiler.

Bugünün Dünyası’nda, her an herşey değişiyor, farklılaşıyor ve doğru zamanda doğru kararı almak giderek daha da zorlaşıyor. Karar alma zamanı geldiğinde; kararların alt yapısını oluşturacak güncel ve süzülmüş bilgileri karar almadan önce elde etmek ve bu bilgilerin ışığında karar alabilmek çok güzel bir “iş çözümü” gibi geldi bana.

Siz ne dersiniz?

Karar alıcıların işi biraz daha kolaylaşmıyor mu?

Biliyor muydunuz? – Video Sunum (Did You Know?)

İlişikteki video sunumu (Karl  Fisch, Scott McLeod ve Jeff Bronman tarafından hazırlanmış) ilk izlediğimde çok etkilenmiştim.

Dünya nereye gidiyor, sosyal medyadaki gelişim ve demografik yapıdaki gelişmelerin hayatımıza etkileri gibi, çarpıcı bilgiler var.

Araştırdım, bulduğum en son versiyonu da ekledim.

Umarım beğenirsiniz.

 

Did You Know?

Did You Know 4.0

2008-2011 Trafik Primi Karşılaştırması

2008-2011 döneminde prim olarak  %49 büyüyen Trafik branşının, şirketlere göre gelişimini görmek istedim.

İlk 10 daki şirketlerin pazar payı, %72.06 dan, %75.19 a yükselmiş.

4 firma dışında, ilk 20 deki firmaların tamamı, pazar paylarında artı-eksi oynamalar olmasına karşın,  4 yıllık dönemde trafik primlerini büyütmüş.

Hayat Ritmi- Sizin Öneriniz Nedir?

Çocukların yaş günü kutlaması sırasında bir grup veli ile sohbet ettik.

Bodrum’a gittiklerinde ikinci günden sonra sıkıldığını ve İstanbul’a geri dönmek istediğini söyleyen bir veliye; bir başkası, İstanbul da yaşayanlar olarak bizler hayat ritmimizi yüksek tutuyoruz, İstanbul dışında yaşayanlar daha düşük hayat ritmi ile daha mutlu yaşıyorlar ve doğrusunu onlar yapıyorlar, dedi.

                                            

Finans sektöründe çalıştığım için ritim hep yüksekti. Ne zaman ki bir boşluk olsa, bir şeyler ters gidiyor olmalı, diye düşünmeye başlıyorum. Oysa, diğer sektörlerden tanıdığım insanlar daha az stresle gene de işlerini çevirebiliyor, kazançlarını sağlayabiliyorlar. O zaman, ya benim çalışma tarzım, ya da çalıştığım sektör veya hayat şeklim yanlış olmalı.

Belki de; ilave hobiler bulup, hayatı genelde iş olmaktan da çıkartmak lazım.

İş yoğunluğu çok olsun, az olsun bu tür hobiler ile hayatın etrafını sarmak, anlamını artırıyor olabilir.

Kendimce bir plan yaptım. Bir süre daha aktif çalıştıktan sonra, biraz daha kendime zaman ayırabileceğim işlerle uğraşayım istiyorum. Örnek: Bilgi birikimlerimi paylaşayım,  kullanayım, yazılar yazayım; daha fazla okumaya zaman ayırayım, istiyorum.

Ancak, mevcut durumda dahi, iş yükünde biraz azalma olsa; ben de “Acaba bir şeyler yolunda mı gitmiyor?” hissi uyandırıyor.

Bugün böyle hisler yaşarken, kendimi tamamen işlerden çekersem ne hissederim?

Siz ne dersiniz? Nerede doğru, nerede yanlış yapıyoruz?

Hem mevcut hayat standardımızı devam ettirmek hem de daha fazla kendimize zaman ayırabilmek mümkün mü? Nasıl?

Siz nasıl yaptınız? Veya neler öneriyorsunuz?

Sigortacılıkta Yeni Bir Dönem Başladı

08 Şubat 2012  saat 23:30- 24:00 civarında  www.ertugrulbul.com bloğu saldırıya uğradı. Bütün yazılar silindi.

Neden, yada Hangi amaçla, yapıldığını bilmiyorum.

Gece, arkadaşlarla çalıştık. En son Back Up ını geri getirdik.

Ne yazıkki bir tek dünkü yazımın (Sigortacılıkta Yeni Bir Dönem Başladı) Türkçe halini kurtaramadık.

İngilizce’den Türkçe’ye aynı kelimelerle alamayacağımı düşünerek, bu yazıyı çevirmemeye karar verdim. Fakat, orjinalinin ingilizcesini okumak isteyenler aşağıdaki linkten yazıya ulaşabilirler.

A New Era Begins In Insurance

 

 

A New Era Begins In Insurance

In some of my earlier posts, I mentioned that the Turkish Insurance Market has not yet been distinguished as Market Makers and Market Followers with clear marks, and as a result that all players in the market still had the opportunity and hope to become the market leader.

However, when we look at 2011 results, we see that this is not entirely true anymore, and that the top two (Axa and Anadolu) have started to make their strength visible as market makers.

The total market share of the top two players reached 27.08% in 2011 from 24.60% in 2010. When we look into the details of the business lines, it becomes clearer.

The shares of these two companies especially in motor own damage and motor third party liability, which compose 44.7% of the total market, seems like it is beyond competitiveness.

The comparison of the total market shares of the top two players of 2010 and 2011 are as follows:

                                                              2010                                 2011
MTPL                                                       %30.04                            %37.70
Motor Own Damage                                 %30                                   %33.50
Health                                                     %14.02                              %13.04
Property                                                  %25.71                              %27.17
Casualty                                                  %18.57                              %17.83
Marine                                                     %18.92                             %20.24

The absolute growth of each of these two companies in 2011 (top player’s GWP increase is TL 479.060.475, second player’s GWP increase is TL 505.632.793) is more than the total production of each of the companies in the second top 10.

The Insurance Market has entered a brand new structure and new competitive conditions in 2012.

It looks almost definitive from now on that it is not going to be sufficient to grow organically but it will be a requirement for mergers and acquisitions to catch the top two and all the companies will follow the two leaders more and more in terms of pricing.